Sıvası dökülmüş sarı apartman giriş kapısının önünde bana şöyle dedi: Üzüldüğüm tek bir şey var: Biraz daha yaşamak isterdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum.
Şu çocuğun beni hatırlaması için. Buydu hayali, ölümsüzlük fikri ya da ona ne derseniz deyin -bir çocuğun hafızasında kalmak.
Hastalık, gerçekleşmemiş konuşmaları ve ertelenmiş yakınlığı ortaya çıkarmıştı. Birdenbire yanınızdaki, her zaman var olacağına inandığınız kişi, ölümlülüğüyle ışıldamaya başlıyor, saydam ve kırılgan hale geliyor. Hayatın ipliği, sonbahar güneşinde aniden görünür hale gelen örümcek ağları gibi parlıyor.
Ona bakıyorum ve bize nasıl yaşlanacağımızı öğreten kimse olmadı diye düşünüyorum. İnsan hayatının sonunda neler yapar? Nasıl yavaşlanır, artık tek işin dinlenmek olduğuna nasıl alışırsın (dinlemek iş midir)?