İlk defa Afrika edebiyatından bir kitap okudum ve hayran kaldığımı söylemeliyim. Bu kitap cidden farklı ve sanırım bu kitaptan sonra Afrika edebiyatı okumaya devam edeceğim. Kitapta baş karakterin Okonkwo'nun kadınlar hakkında ki fikirlerini ne kadar benimsemesem de yazıldığı tarihi ve ortamı da dikkate almak gerek. Onların topraklarına gelen beyaz adamla önce dalga geçtiler fakat sonradan onları tam anlamıyla parçaladı. Bu kitap klasik bir Batı'nın Afrika'yı sömürmesi hikayesi değil bundan çok daha fazlası. Ama kitabi okuyunca onlara hak vermemiz gerektiğini söylemeliyim. Çünkü kendi dini inançlarınızla yaşadığınızı fakat sonradan başka bir adamın gelip sizin dininizin yanlış olduğunu, aslında tek bir tanrı olduğunu(onların birden fazla tanrısı var) söylüyor. Tabikide palalarınızı kuşanırsınız ki Okonkwo'da öyle yaptı. Kitabın sonuna gelicek olursak beni derinden sarstığını söyleyebilirim, açıkçası böyle bir sonda beklemiyordum fakat yaptığı davranış tek bir şeyi açıklıyordu o da GURURDU.
İnsanlar için umutsuzluk denilen şey imkânsızdır. İnsanlar genellikle umutla kandırılır; ama aynı zamanda "umutsuzluk" kavramıyla da aynı şekilde kandırılırlar. Bunu açıkça ifade edeyim. İnsanoğlu mutsuzluğun derinliklerine düştüğünde bile birazcık bir umut ışığını el yordamıyla arayıp durur. Bu Pandora'nın kutusundan beri Olimpos'un tanrıları tarafından belirlenmiş bir gerçektir. İyimserlikten ya da karamsarlıktan bahseden veya üstten bakarak kendilerini övüp duranlar, özellikle de çok hevesli olanlar, kıyıda geride bırakılır. Yeni çağımıza ait bu gemi istikrarlı bir şekilde usulca ilerlemektedir. Engeller olmadan. Bu hareket sanki bir bitkinin sarmaşıklarının büyümesini, bilincin ötesinde bir doğallıkla ışığa doğru yönelişini andırmaktadır.