Ülkeyi yönetenlerin, her fırsatta doktorlara, “Bunlar paragözdür, yiye yiye doymazlar, elleri hastaların cebinde, iğne yapmayı bile bilmezler, hemen şikayet edin…” diye ajitasyon yaptığı bir memlekette, ilacın ürün, sağlığın pazar, doktorların satış elemanı, hastaların da müşteri haline getirildiği bir sistemde, doktorların hastalarla karşı karşıya gelmesi ve şiddete uğramaları kaçınılmaz.
Bunca yıllık hekimlik serencamında fark ettim ki, dünyanın en ağır hastalığı yoksullukmuş; kanser ya da önümüze ikide bir getirilen moda hastalıklar değilmiş.
Bütün mevzunun arkasında yokluk, eşitsizlik, ve yoksulluk yatıyormuş.