İsmet Özel 40 yıl önce şu soruyu sormuştu; ''Güçlü bir topluma ulaşıp onun Müslümanlaşmasına mı; Müslüman bir topluma ulaşıp onun güçlenmesine mi çalışacağız?)
(Düşünce, sayı: 5-6, Ağustos-Eylül 1977)
''İsyan aşk ile merhametimizi ezerek mahkum edici kuvvetlere karşı olursa ahlâk hareketidir; nefsin şahlanmasına karşı gelmek şartı ile meşru ve insanîdir. Nefsin arzularından gıdalanırsa şer ve zulüm olur. Ve isyan ahlâkı vasfını kaybetmemek için, hareketin her ânında ilahî merhamete bağlılığını muhafaza etmelidir.''
Din bir günah-sevap nizamnamesi veya sıkı kaideler mecellesi değildir; Allah'ın rızasını kazanmak gayesi ile engelleri aşarak ilerleyen bir ruhî hayattır.
İslâm'da imtiyazlı bir sınıfın olmadığı doğrudur ama seçkinler her zaman vardır; ilim ve maneviyat (takva) seçkinliğin, havas olmanın ölçüsüdür. ''Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu?'' (Zümer, 39/9) âyetinde eşitliği bozan, bazılarını ''herkes'' olmaktan çıkaran muhtemelen sadece kümülatif bilgi, malumat yığını değil, onunla birlikte irfan, anlayış ve takvadır.
Her şeyde olduğu gibi Hakk'a kulluğun da bir şekli ve sureti, bir de ruhu ve mânası vardır. Hakk'a kulluğun ruhu ve mânası, kendisine layık olan mev-kiini teslim ettirebilecek derecede Hakk'ı tanımaktır ki buna iman deriz. Şekil ve suretine gelince o da Hakk'm emrine uyarak kendisi de dahil olmak üzere bütün halkına hizmet etmekten ibarettir ki, buna da ubudiyet veya ibadet deriz. Hülasa Hakk'a kulluk için halka hizmet yol olduğu gibi, Hakkı bilen için de halka hizmet borç olmuştur.