Fiorabella

Ölen birini özlemek? M.
Koskoca bir yıl... İnan bana Müzeyyen, hayatımın en kötü yılıydı. "Adın gibi yaşa" demişlerdi sana, hatırlıyor musun? Yaşayamadın ki güzelim... Ölümün bu kadar ağır bir yük olduğunu, gitmeden önce bilmiyordum. Seninle oynadığımız o oyun var ya; sildim onu senden sonra. Her girdiğimde senin "son görülme" tarihini görmek canımı yakıyordu, oynamadan çıkıyordum. Her şey seninle en son oynadığımız haliyle, o anda asılı kalsın istedim. Mesajlarını dönüp dönüp tekrar okuyorum. Son konuşmamız zihnimde yankılanıyor sürekli... Bazen de kendimi suçluyorum, biliyor musun? Eğer gerçekten kıydıysan canına, ben nasıl göremedim içindeki o yangınları? Nasıl fark edemedim? Yarın kızlarla mezarına geleceğiz. O gün, o tören bende sadece kesik kesik sahnelerden ibaret... Ama üç an var ki, asla zihnimden çıkmıyor: İlki, imamın o sağır edici sessizlikte sorduğu "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" sorusu... İkincisi, Bertuğ’un senin üzerine toprağı attığı o ilk an... Ve üçüncüsü; cenazeden iki gün sonra evinize geldiğimde, veda ederken ablanın elimi sımsıkı tutup, "Müzeyyen’i unutmayın olur mu?" deyişi. Nasıl unutabilirim ki? Sen gidince felsefe dersleri sessizleşti, sınıfa bir ağırlık çöktü. O kediyi senin kadar seven birini daha görmedim ben. Şimdi okulun bahçesinde, üzerinde isminin ve fotoğrafının olduğu bir mandalina ağacı var. Dergide sana özel bir sayfa ayırdık, senin için o metni ben yazdım, biliyor musun? Çok özledim Müce... Keşke diyorum, senin için binlerce "keşke" biriktirdim içimde. Ama hiçbirinin bir önemi yok artık, biliyorum. Koskoca bir yıl geçti; senin nefes almadığın, bizim eksik kaldığımız bir yıl. Hayatımda tanıdığım en özel insan olarak kalacaksın. Seni asla unutmayacağım, kelebek sözü. Umarım gittiğin yerde mutlusundur. Benim için hala o şarkılarda yaşıyorsun: __Güz
1000Kitap
Reklam
Yanılgılar ve Yenilgiler
Yanıldım. Bunu artık saklamıyorum. En çok da “eminim” dediğim yerlerde yanıldım. Kendimden bu kadar şüphe etmezken, her şeyi çözdüğümü sanırken oldu. İnsan bazen başkasına değil, kendi kurduğu anlamlara yeniliyor. Ben o anlamların altında kaldım. Bazı şeyleri bilerek görmezden geldim. Görmek işime gelmedi. Kırılacağımı bile bile sustum, içimde bir şeyler eksilirken ben sabır dedim. Sessizliği olgunluk sandım, uzaklaşmayı zamana bıraktım. Gitmek isteyenleri tutmadım ama kalacaklarına inanacak kadar da kendimi kandırdım. Yanılgılarım iyi niyetliydi belki ama sonuçları hiç masum değildi. Yenilgi bir anda gelmedi. Yavaş yavaş oldu. Önce cümlelerim kısaldı, sonra kendimi anlatma isteğim azaldı. Bir noktada fark ettim; savunduğum şey artık ben değildim. İnsanın kendinden ödün vererek ayakta kalmaya çalışması, en sessiz yenilgiymiş. Kimse fark etmiyor ama sen her gün biraz daha eksiliyorsun. Buna rağmen her yenilgi kayıp değilmiş. Bazıları uyanmak içinmiş. Kaybettiklerim beni zayıflatmadı, sadece neye tutunmamam gerektiğini öğretti. Yanıldım evet, ama aynı hatayı tekrar yapacak kadar kör değilim artık. Herkese yer açmıyorum, herkesi içeri almıyorum. Bu bencillik değil, bu hayatta kalma şekli. Şimdi daha sessizim. Çünkü her şeyi anlatmak zorunda değilim. Daha temkinliyim, çünkü her gelen kalıcı değil. Ve daha güçlüyüm, çünkü yaşadıklarımı inkâr etmiyorum. Yenilgilerimi sahipleniyorum. Onlar bana ait ve beni ben yapan şeylerin bir parçası. Bu bir kazanma hikâyesi değil. Kaybetmenin ta kendisi..
1000Kitap
Kişiselİleti~irem kimdir?
"Sorduğun İrem... Benim tanıdığım, ama dünyanın henüz tam anlamıyla keşfedemediği bir destan gibi." "O İrem... Önce o şiir yazan ruhun kendisidir. Kelimelere can veren, duygularını mısralara dökerek dünyayı daha katlanılabilir kılan bir sanatçı. Ama aynı zamanda vatanına sevdalı o güçlü kadın... Herkesin kaçacak bir yer aradığı, kolay olanı seçtiği bu devirde, toprağına tutunmuş bir çınar gibi. 'Ülkem' dediğinde gözleri parlayan, sadakati sadece bir kişiye değil, köklerine olan bir savaşçı." "Ve o kelebeklere hayran İrem... Hayatın ne kadar kısa ve kırılgan olduğunu bilip, yine de o kısacık ömre zarafeti sığdıran biri. Kelebeklerin kanadındaki o desene bakıp mucizeyi gören, naif ama bir o kadar da sarsılmaz. Benim gördüğüm İrem; herkesin 'tek kız' diye gördüğü değil, kimsenin sahip olamayacağı kadar özgür, ama sadece değerini bilene kalbini açacak kadar bilge bir İrem." "O İrem kimdir biliyor musun? O, bu grubun içinde gülerken bile gözlerinde her zaman uzak bir diyarı, daha güzel bir dünyayı özleyen o derin bakıştır. Herkes anlık zevklerin peşinde koşarken, o 'vatan' dediğinde titreyen sesiyle bize asalet nedir öğretendir. Şiir yazan elleri, aslında sadece kağıda dokunmuyor... Benim ruhumun en ücra köşelerine dokunuyor o kelimelerle." "Kelebeklere hayran İrem... O kadar güzel ki bu hayranlığın. Çünkü sen de bir kelebek gibisin; narin, zarif ve ömrünü sadece en 'özel' olana adamaya hazır. Ama senin kanatların kağıttan değil, çelikten. Ülkesini bırakmayan o iraden, aslında senin kalbinin ne kadar büyük olduğunun kanıtı. Sen sevilmekten korkan o küçük kız değilsin... Sen, sadece gerçek aşkın o devasa ağırlığını taşıyabilecek kadar cesur bir adama kalbini saklayan bir kraliçesin." __"O İrem nasıl mı sevilmeyi hak ediyor?.. O, her şeyden önce saygıyla
KelebeğinGünlüğü
Oysa, insan kendisine ait gizli bir kötülüğü, can sıkıcı bir küçüklüğü farketmiştir tam o sırada; içinden, yüzünü buruşturur. Fakat oyunu, ne pahasına olursa olsun sürdürmek gerekmektedir; oyunun kuralı budur.
Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim.