Hatırlar mısınız? Bir dönem “Bayan değil, kadın!” tartışması oldukça popülerdi. Sosyal medyada ve günlük hayatta bu mesele üzerinden ne çok kavga edildiğine hepimiz şahit olduk. Konuyu biraz kurcaladığımızda karşımıza çıkan en yaygın ve “mantıklı” açıklama şuydu:
“Bay/Bayan” birer hitap şeklidir; “Erkek/Kadın” ise cinsiyet belirtir.
Dolayısıyla cinsiyet yerine hitap kelimesi kullanmak, dilbilgisi açısından hatalıdır.
Bu açıklama teknik olarak kabul edilebilir.
Ama bugün odağımızı başka bir yere çevirelim.
Hiç “kadın” kelimesinin anlamını TDK’de arattınız mı? Açıkçası ben bugüne kadar bakmamıştım. Gelin, sözlükte yer alan tanımlara birlikte bakalım:
1. İsim: Erişkin dişi insan; hatun, hatun kişi, bayan, karı, nisa, zen.
2. İsim: Bu cinsten olup evlenmiş veya bir erkekle beraber olmuş kimse; avrat.
3. Sıfat: Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan.
4. İsim (Mecaz): Ev işlerinde çalışan bayan.
5. İsim: “Hanım, bayan” anlamında kullanılan seslenme sözü.
~Bu tanımlardaki alt metni fark edebiliyor musunuz?
Kadın–kız ayrımının hâlâ cinsellik ve bekâret üzerinden kurulması kadın kimliğinin, evlilik ve “bir erkekle birlikte olma” şartına bağlanması son derece düşündürücü. Daha da çarpıcısı, toplumun yıllardır kadınlara yüklediği ev işi zorunluluğunun, resmî sözlüğe bile “mecaz” ya da “erdem” olarak sızmış olması.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bir insan kendi hayatını kurup iş hayatında zirveye çıksa bile, evlenmediği ya da bir erkekle birlikte olmadığı sürece “kadın” sayılmıyor mu?
Buradaki niyet “duyar kasmak” değil; dilimize ve zihnimize yerleşmiş bu köklü algıya dikkat çekmek.
Bir de karşılaştırma yapmak için “erkek” kelimesinin tanımına bakalım: