Öğreniyordu minik şey. Bulanık küçük aklı tam da bilincine varmadan bir sınıflama yaptı. Bir canlılar vardı,bir de canlı olmayan şeyler. Canlılara dikkat etmeliydi. Canlı olmayan şeyler hep oldukları yerde duruyor ama canlılar sürekli hareket ediyorlardı ve ne yapacakları belli olmuyordu. Onlardan beklenebilecek tek şey, en beklenmeyecek şeydi ve bu yüzden de her zaman tetikte olmalıydı.
Henüz bilincinde değildi ama yaşamak,böyle bir şeydi. Dünyasına anlam veren şeyi gerçekleştiriyor, ne için yaratıldıysa,onu yapıyordu:et yemek ve o eti öldürmek için savaşmak. Varoluşuna en mükemmel anlamını ancak bu şekilde verebilirdi çünkü hayat,ne yapmak için donanımlıysa,en çok onu yaparken zirvesine ulaşır.
“Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?"
“Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir."
Bir hain olsa da mı?"
"İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.