• Doğamızda öldürmek de var, Ezra. O halde nasıl sevebiliyoruz? Yıkıma götürmeyecek miyiz her bağı? Ya da her sevginin altında kaosu seven sinsi bir canavar yatmıyor mu? Bu da sevgiyi sahte kılmıyor mu? Sevmek için yaratılmış canlılar değiliz nasıl olsa. Tek odağımız var ve o da hayatta kalmak. İşimize yaradığı için seveceğiz ve işimize geldiğinde öldüreceğiz. İkisi de hayatta kalma stratejisi. Beyazı temizlikle ve siyahı da kirle, ölümle ilişkilendirsek de ikisinin de sadece renk olması gibi. Temelde sevmek de öldürmek de sadece ışığın ve gölgenin oyunu. Bana kızma ama bu nedenle ikisini eşit derecede değersiz görmeye başlıyorum.
- İnanç ve sevgi, toplumları ölümün karanlığından koruyan, bazen bunu ilahi bir gayeye bağlayıp korkusunu dindiren, onu ehlileştiren, ona bir yuva veren, şimşekler çakan korkunç bir gökyüzünden korumak için başına kubbe çeken bir yardım elidir. Bir umuttur insanoğlu için sevmek, yalnızlıktan ve bir başımıza savaşmanın korkunç yükünden kurtaran yegâne aidiyettir.
• Yaşamak için sevmeli miyim o halde?
- Hayır sevgisiz de umutsuz da inançsız da yaşarsınız. İnsanoğlunu karanlık kör bir kuyuya atın, sürünerek de olsa yine yürür, çamur yer, kirli sular içer ve muhakkak yaşar ama önemli olan sadece nefes almak mıdır? Yaşamak, yalnızca kalbimizin atması mıdır? Sevgiye, inanca, aileye, bir topluma, bir düşünceye ait olmak budur, kör kuyularda ışıktır. Dikkat edin, size o inanç doğrudur, bu inanç yanlıştır, demiyorum; bu düşünce ehlidir, bu düşünce yanılgıdır, demiyorum, insanlığın özünde umut yatar, diyorum. O umudu da birçok şekilde, histe, insanda, inançta yeşertiriz. Sonuçta hayır, yaşamak için hiçbir şeye sahip olmak zorunda değilsiniz ama sevgi gibi bağlar şüphesiz sizin en kötü gününüzde umudunuz, en karanlık gecenizde de ışığınız olurdu.