Kimse bizim çektiğimiz acıları gerçekten bilmiyor. Kimbilir büyüdüğümüzde, şimdiki acılarımızı ve üzüntülerimizi saçma bir şeymiş diye hatırlayacağız belki. Ama yetişkin olana kadarki bu uzun ve can sıkıcı dönemi nasıl yaşamamız gerekiyor? Bunu kimse söylemiyor.
Geçmişteki kadınlar hakkında köle, özünü hiçe sayan böcekler, kukla diye atıp tutuyorlar ama o kadınlar günümüzdeki bana nazaran hep iyi anlamda kadınsı ve duygusal olarak da güçlülerdi. İtaatin üstesinden ustalıkla gelebilecek bilgeliğe sahip, saf fedakârlığın güzelliğini bilen, tamamen karşılıksız hizmetin getirdiği mutluluğu ayırt edebilen kadınlardı.
Umarım ahlak kurallarının hızla değişeceği bir zaman gelir. O zaman böyle bir itaatkârlık, yine her günü kendimiz için değil, başkalarının düşünceleri uğruna yaşama durumu da son bulur herhalde.
Kitap okuma denilen şey benden koparılıp alınırsa, hiçbir hayat deneyimi olmayan ben ağlanacak hâlde olurdum galiba. Kitapta yazılanlara işte o kadar çok güveniyorum. Bir kitap okuduğumda, onun için deli olur, ona güvenip empati duyar, onu özümser ve hayatımın bir parçası hâline getirir, başka bir kitap okuduğumda ise ânında değişiveririm.