Mehmet Rauf'un bu eseri bildiğimiz gibi Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ilk örneği olarak geçiyor. Beni en çok etkileyen yanı, duyguların derinliği ve iç çatışmaların gerçekliğiydi. Aşkın, evlilikle çatıştığı bir hikâye var ortada. Süreyya ve Suat'ın evliliği, aslında duygusal olarak boş bir birliktelik. Süreyya’nın arkadaşı Necip ise zamanla Suat’a âşık oluyor. Bu yasak ve bastırılmış aşk, roman boyunca gerilim yaratıyor.
Suat’ın içinde kopan fırtınalar, Necip’in suskun sevgisi ve Süreyya’nın masumluğu... Hepsi bir araya geldiğinde boğucu, melankolik ama çok insani bir hikâye çıkıyor ortaya. Romanın sonu trajik ama çok güçlü bir şekilde ele alınmış. Bu eser bence sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda bir vicdan meselesi, iç hesaplaşma ve toplumun duygular üzerindeki baskısının da yansımasını gösteriyor.