rojinavc

rojinavc
@_naifdusunceler
Terk ettiğin şehirler, yarım kalmış şiirler Sustukların büyür içinde...
Türkçe Öğretmeni
Lisans
Diyarbakır
32 okur puanı
Eylül 2023 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Rus Edebiyatının en önemli sanatçılarından olan N. V. Gogolun yazdığı "Ölü Canlar" romanı o dönemin toprak sahiplerinin manevi çöküşünü kurnaz Çiçikov karakteri üzerinden resmetmiştir. Ölen köleleri (canları) kağıt üzerinde satın alarak zenginleşmeye çalışan Çiçikov'un öyküsü, aslında Rusya'nın o dönem ki toplumsal ve ruhsal durumunun alegorisidir.
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·224 syf.·
2025 56. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir adlı eserinin başlığı içinde bulundurduğu beş şehirden almaktadır. Ankara,Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'u merkeze alarak şehirleri yalnızca coğrafi mekânlar olmaktan çıkarıp tarih, medeniyet, sanat ve kimlik ekseninde derinlemesine ele alan deneme türündeki başyapıtlarından biridir. Tanpınar, her şehri kendi ruhu, mimarisi ve tarihî birikimi içinde yorumlarken, bu şehirlerin Türk kültür ve medeniyetinde ki yerini şiirsel bir dille sorgular. Eserinde her bir şehri ayrı bir bakış açısıyla ele alır. Şehirleri farklı semboller ile estetik bir dille açıklar. Geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmayı hedefler. Örneğin eserdeki Ankara ilini Millî Mücadele'nin sembolü, Erzurum'u sert tabiatı ve direnişi, Konya tasavvuf ve Selçuklu mirasını, Bursa Osmanlı'nın kuruluş zarafetini, İstanbul'u ise katmanlı medeniyet yapısıyla imparatorluk hafızası diye temsil ediyor. Aslında yazar eserinde şehirleri "Medeniyet Tasavvuru" olarak görür. Geçmişte kaybolan değerlere karşı duyulan hüznünü ve modernleşmenin şehir kimliği üzerinde oluşturabilecek olumsuz durumlara duyduğu endişeleri ele alır. Bence haksız da sayılmaz açıkçası. Günümüz yaşam şekline baktığımızda eski gelenek ve göreneklerden pekte bir şey kalmadığını görüyoruz. Batıya çok fazla yönelim olduğunu ve bunların kültürümüzü, yaşam tarzımızı aynı zamanda şehirlerin kimlik yapısını nasıl bozduğunu bir çok yerde görebiliriz...:)
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201914,2bin okunma
Puan vermedi·280 syf.·
2025 46. kitabı
“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder…” diye başlar şiir. Bu ilk dizeyle, insanın içini saran o sessiz sarsıntı başlar. Sanki bir anda durup aynaya bakmışız gibi. Tarancı, yaşın sadece bir rakam olmadığını, içinde koca bir hayatı barındırdığını anlatır bize. Otuz beş... Ne çocukluk saflığı kalır geride, ne gençlik sarhoşluğu. Ne de tam olarak yaşlılık vardır. Arada bir eşik gibidir bu yaş. Şair, otuz beşi "yolun yarısı" olarak görür ama bu yalnızca fiziksel bir yaş değil. Aslında insanın kendiyle yüzleşmeye başladığı, geçmişin hesabını sessizce tuttuğu bir duraktır bu. Şiirdeki satır satır kırılan aynalar, bizde yankı uyandıran iç sesler gibi. Geçmişin neşesiyle, bugünün hüznü iç içedir bu dizelerde. Çocukluk ve gençlik güzel bir anı olur artık, ama hep “geçmiş” kalır. Tarancı’nın kaleminde zaman, hem bir nimet hem de bir yük gibi akar. “Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında.” Hayatın sonunda herkese düşen payı sade ve çarpıcı bir şekilde yüzümüze vurur. Yani, ne kadar çırpınırsak çırpınalım, son durağı unutmamak gerekir. Ancak bu, umutsuzluk değil aslında; bir kabulleniş, belki de bir barışma hâlidir. Zaman ne kadar hızlı geçse de, içimizde bir yer hep çocuk kalır ama aynalara her baktığımızda hayatın gölgesi biraz daha yüzümüze düşer...
Şiir
Otuz Beş YaşCahit Sıtkı Tarancı · Can Yayınları · 202014,1bin okunma
Puan vermedi·365 syf.·
2024 4. kitabı
Mehmet Rauf'un bu eseri bildiğimiz gibi Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ilk örneği olarak geçiyor. Beni en çok etkileyen yanı, duyguların derinliği ve iç çatışmaların gerçekliğiydi. Aşkın, evlilikle çatıştığı bir hikâye var ortada. Süreyya ve Suat'ın evliliği, aslında duygusal olarak boş bir birliktelik. Süreyya’nın arkadaşı Necip ise zamanla Suat’a âşık oluyor. Bu yasak ve bastırılmış aşk, roman boyunca gerilim yaratıyor. Suat’ın içinde kopan fırtınalar, Necip’in suskun sevgisi ve Süreyya’nın masumluğu... Hepsi bir araya geldiğinde boğucu, melankolik ama çok insani bir hikâye çıkıyor ortaya. Romanın sonu trajik ama çok güçlü bir şekilde ele alınmış. Bu eser bence sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda bir vicdan meselesi, iç hesaplaşma ve toplumun duygular üzerindeki baskısının da yansımasını gösteriyor.
1000Kitap
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750bin okunma
Puan vermedi·141 syf.·
2025 26. kitabı
Sabahattin Ali’nin bu eseri toplumsal eleştirileri ve insan doğasına dair derin gözlemleri ile ele alan hikaye kitabıdır. Eser, farklı öykülerden oluşuyor ve her biri toplumsal düzenin adaletsizliklerini, insan ilişkilerindeki yozlaşmayı ve bireylerin içsel çatışmalarını ele alıyor. Yazar eserinde, sade ve etkileyici bir dil kullanmış ve okuyucuyu düşündürmeye aynı zamanda toplumsal gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyor. Eser adında da taşıdığı gibi eleştirilerin ve sembolik anlatımın en yoğun olduğu öykülerden biridir. Toplumun üst sınıflarının ve iktidar sahiplerinin içine kapanık, ulaşılmaz ve gösterişli dünyasını simgeliyor. Hikaye, sırça köşkte yaşayanların, dış dünyadan soyutlanmış, kendi rahatlıkları içinde bencilce yaşadıklarını ve toplumun gerçeklerinden kopuk olduklarını anlatır. Sabahattin Ali bu öyküde, toplumsal sınıf farklılıklarını ve adaletsizlikleri sert bir dille eleştirmiş ve bunu okuyucularına güzel bir şekilde hissettiriyor bence.
1000k
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,7bin okunma