elif

elif
@_nefelibata
31 Mart 2000
54 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Güneş Doğuyor
Bak nasıl içinde gözlerimin Eriyor damla damla keder Karanlık ve isyancı gölgem nasıl Tutsağı oluyor güneşin Bak Yokoluyor tüm varlığım ve beni İçine alıyor bir kıvılcım Fırlatıyor taa doruklara Bak nasıl Sayısız yıldızla Doluyor gökyüzüm benim Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan Ve kokular ve ışıklar ülkesinden Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte Fildişi, bulut ve kristal Götür beni ey yüreğimi okşayan umudum Götür şiirlerin ve coşkuların kentine Yıldızlarla dolu bir yol beni götürdüğün Çıkardığın yer yıldızlardan da yüksek Bak Nasıl yandım ben bu yıldızlarla Ateşli yıldızlarla doldum ağzıma kadar Durgun sularından gecenin saf ve kırmızı balıklar gibi Yıldızlar topladım Eskiden ne kadar uzaktı toprak Gökyüzünün mor köşelerine Yeniden duyuyorum şimdi Senin sesini Karlı kanatlarının sesini meleklerin Bak nerelere ulaştım sonunda ben
Şiir
Reklam
Gece Görüşmesi
Ve o şaşırtıcı yüz Konuştu benimle pencerenin öbür yanından ve dedi ki: «Hak, açıp gözünü görenindir Ben ürkütücüyüm yitme duygusu gibi Ama gene de tanrım, Nasıl korkulur benden? Sisli çatıları üstünde gökyüzünün Hafif ve başıboş dolaşan Bir uçurtmadan başka Hiçbir şey olmayan benden? Aşkımı, isteğimi, nefret ve acılarımı Gece ayrılığında mezarların Kemirmiştir adı ölüm olan bir fare... Ve o şaşırtıcı yüz İnce, uzun ve çok zayıf Akan çizgileri esen rüzgârla Her an silinen ya da değişen Ve yumuşak ve uzun saçları Kapılarak gecenin görünmez dalgalarına Serilen karanlığın ovalarına Deniz dibi bitkileri gibi Aktı pencerenin öbür yanında Ve bağırdı: “İnanın ne olur bana! Diri değilim ben! “ Saydam çizgilerin ardında hâlâ Görüyordum karanlığın koyulaşmasını ve gümüş çam kozalaklarını Ama o Salmıyordu her şeyin üstünde ve sonsuz yüreği
Şiir
Kar altında hüzün denemesi
Dünyanın en uzun hüznü yağıyor, Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne. Kar yağıyor ve sen gidiyorsun, Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun, Belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimizi O insan ve tabiat çağını. Dön bana ve dinle! Kuşlar uçuşuyor içimde. Loş bir keman solosu gibi Kuşların uçuştuğunu içimde, Dön bana ve dinle. Karanlık denizlerin dibinde, Birtakım incilerin olduğunu Birtakım incilere ve hatıralara Neden bağlı olduğumuzu unutma. Duy beni ve dinle! Denizler boğuşuyor içimde. Unutma diyorum ama sen anla, Anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara... Erdem Bayazıt
Şiir
SENDEN SONRA Senden sonra çok yağmur yağdı. Çok insanlar geldi, anlatıp gittiler. Bir tarafımda eksik bir şeyler, her sızıda varlığını duyurdu. Senden sonra ruhum hep aksayarak yürüdü. Bu gurbetin bir gün biteceği hakikati içime ağır bir taş gibi çöreklenip kaldı. Hayatın daimi bir daüssıla, sevmenin özlemek olduğu bilinci ruhuma otağ kurdu. Senden sonra ağız dolusu kahkaham kalmadı, her gülüşe bir ucundan, bu dünyada bir daha seni göremeyecek olmanın kekre tadı karıştı. Senden sonra çok yağmur yağdı. “Biraz yağmur kimseyi incitmez”. Her insan kendi masalının peşinde koşuyor. Koca bir ömrü bir hikâye kurmak için yaşıyoruz. Anlatacak bir şeylerimiz olsun, bizden geriye bir hoş seda kalsın istiyoruz. Sevenlerin kalbine çarparak çoğalacak bir büyük hece, sadece sevginin telleriyle titreşecek bir cümle. Senden geriye, senin güzelliğine, doğruluk ve iyiliğine tanıklık eden sözler kaldı. Zaten bir söz, iyiliğe tanıklık etmiyorsa neye yarar ki? Senden sonra üstümüze çok yağmurlar yağdı, olmadık zamanlarda bir üşüme tuttu bizi ve dedik ki “Biraz yağmur kimseyi incitmez”. Torunların bir yaş daha büyüdü. Dört mevsim daha. Büyük oğlan arada seni düşünüp ağlasa da senin can arkadaşın, küçük sarı adam bir daha seni sormadı. Ona “Deden uzak ülkede” dedik. Sustu ve bir daha seni sormadı. Yeryüzünde onu bu kadar karşılıksız seven, parklara, hayata, börtü böceğe onunla ilk merhabasını verdiği arkadaşının, birden sırra kadem basmasını anlayamadı. Aslına bakarsan, biz de hâlâ tam anlamış değiliz. Çocukluğun ılık hatıraları rüyalarımıza sızdıkça, dünya bizi hırpaladıkça, sıkı sıkıya elini tutmak, senden emniyet almak istiyoruz. Kalbimizi serinleten inancımız olmasa, karanlık bir ormanda uğultuların peşi sıra kaybolur giderdik. Torunların bir yaş daha büyüdü. Dört mevsim
Şiir
Güvercinin Ruhu Âh, bir güvercin gibi kanatlarım olsaydı Uçar ve huzurlu olurdum Çünkü şiddeti ve kavgaları gördüm Bu dünyada çok acı çektim. Bu dünya gebe ve haksızlık doğuruyor Allah'ım, senin gücün ve senin huzurun dışında Nereden sığınak bulurum? Eğer şafağın rüzgarlarına asılsam ve denizin derinliklerinde yaşasam Yine de elinin ağırlığını üzerimde hissederdim. Beni kararsızlıkla sarhoş ettin Senin yolların ne kadar gizemli Senin yolların ne kadar gizemli. Yüreğimin acısını söylüyorum Ruhumun yakıcılığını söylüyorum Sessizliğimi korurken, kemiklerim ufalıyor Çünkü elinin ağırlığı üzerimde. Hatırla; hayatım bir soluktan ibaret Çöldeki bir pelikan gibiyim Ve bir serçe gibiyim, damda tek başına kalmış. Dökülmüş su gibiyim Ve ölüp gitmişler gibiyim Ve ölümün gölgesi, gözkapaklarımı kaplıyor Beni bırak, beni bırak; günlerim sadece bir nefes. Beni bırak, yolculuğuma başlamadan önce geri dönüşü olmayan yere, Ebedi karanlıklar ülkesine.
Şiir
Reklam