Ama ruh halimi hissetmeye çalış; oradaki her şeye, önünde seni binlerce kez beklediğim apartman kapısına, adımlarına daima kulak kabarttığım, seni ilk gördüğüm merdivenlere, tüm ruhumla abandığım kapı dürbününe, kapının önünde duran, hatta bir kere üstünde diz çöktüğüm paspasa, pusuya yattığım yerden tıkırtısını duyduğum an beni ayağa fırlatan anahtara da adeta sinmişti tutkum, hepsi de çocukluğumun, özlemimin bir simgesiydi. Bütün çocukluğum, bütün tutkum o birkaç metrelik yere yuvalanmıştı, benim tüm hayatım oradaydı ve şimdi bir fırtına gibi üstüme çökmüştü, çünkü her şey, her şey tamamına ermişti, çünkü ben seninleydim, yanında yürüyordum, ben seninle, bizim apartmanımızda. Düşünsene -kulağa banal geliyor ama başka türlü nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum- tüm gerçeklik, benim o ruhsuz gündelik hayatım senin kapının önünde son buluyor, ondan sonra çocuğun sihirli dünyası, Alaaddin'in diyarı başlıyordu; eşiğinden şimdi sendeleyerek geçtiğim o kapıya alev alev gözlerle binlerce kez baktığımı düşünürsen, ruhumu allak bullak eden o anların beni nerelere götürdüğünü tahmin edebilirsin, ama sadece tahmin edebilirsin, asla tam olarak bilemezsin sevgilim!