Tanrım, gözlerimizin olmaması bizi ne hâle getiriyor,görmek,görmek,belirsiz gölgelerden başka bir şey olmasa bile bir şeyler görmek,bir aynanın karşısına geçmek,koyu renk yayınık bir lekeye bakıp,İşte oradaki benim yüzüm,ışıklı şeylerse bana ait değil,diyebilmek.
..Nasılsınız doktor bey,diye sormuştu,zayıflığımızı göstermek istemediğimiz de böyle yaparız. İyiyim,deriz ama aslında ölüyoruzdur,halk arasında buna kan kusup kızılcık şerbeti içitim demek denir ve bu içsel dönüştürme fenomeni yalnızca insan türünde gözlenir.
Zaman geçtikçe, birlikte yaşama faaliyetleri ve genetik değiş tokuşun etkisiyle sonunda vicdanımızı kanımızın rengine,gözyaşımızın tuzuna karıştırdık ve bu da yetmezmiş gibi,gözlerimizi içeriye dönük aynalar haline getirdik ve onlar da sonuçta çoğu zaman ağzımızla inkâr ettiğimiz şeyleri hiç çekinmeden gösterir oldu.
Ayşen gideli ona aşık olduğunu Ata Efendi kendinde gizlemiyor. Beraberken etraftan utanıyordu, kaçamak yollar arıyor,görünümü değiştirmeye kalkışıyordu. Artık açığa vurmuştur; kızı seviyor. İlk gününden sevmişti,yanıyor, çıldırıyor, gözlerine uyku girmiyordu. Bu,tam anlamı ile aşktı,olgun adam aşkı,saman alevine benzemiyen aşklardan... Ömrümce çekecekti.