Bugünün Saraylısı

7,0/10  (25 Oy) · 
73 okunma  · 
17 beğeni  · 
1.434 gösterim
"Hani, ilk gün otomobilin kapı tarafına büzülerek, dimdik, acemi ve ürkek, yarı ayakta duran Ayşen nerede? 'İsterseniz Ayşe olurum,' diyen, gözleri dolan, Düzceli kız gitmiş, yerine bu gelmiş. Bu? Rüştü'yü, Faruk Senai'yi, Mister Thomas'ı, milyonerleri emir kulu vaziyetine sokan şu durgun, duygusuz fettan..."

Bugünün Saraylısı, kendi halinde ve orta yaşını geçmiş olan Ata Efendi'nin Gedikpaşa'daki mütevazı evine, ilk defa göreceği yeğeninin gelmesiyle başlayan, saklı bir aşkın hikâyesini anlatıyor. Refik Halid Karay, karakterlerin iç çatışmalarını, gizli kalan duygularını, çıkar hesaplarını ve tutkularını titizlikle kaleme alarak, dönemden portreler ve mekânlarla bizleri 1940'lı yılların İstanbul'unda yaşanan bir aşkın derinliklerine taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2010
  • Sayfa Sayısı:
    312
  • ISBN:
    9789751030610
  • Yayınevi:
    İnkilâp Kitabevi
  • Kitabın Türü:
Cem 
 06 Ağu 2016 · Kitabı yarım bıraktı · 6/10 puan

Memleket Hikâyeleri veya Gurbet Hikâyeleri gibi başyapıtları, okumadığım Nilgün adlı oldukça hacimli eserini de düşünürsek, Refik Halit Karay'ın bizim için ne kadar kıymetli bir yazar olduğunu kabul ederiz herhalde hepimiz, hatta hangi kitabın arka kapağında yazıyordu, hatırlamıyorum; ama Karay için ressam yazar gibi bir ifade kullanılıyordu, Memleket Hikâyeleri'ndeki rengârenk öyküler -meselâ 'Şeftali Bahçeleri'- düşünülerek söylenmiş de olabilir... ancak Bugünün Saraylısı saman tadını bir türlü aşamayan bir kitap oldu ve yüzüncü sayfalarda artık pes ettim. Cumhuriyet kurulduktan sonra insanların değerlerini kaybetmesi, Batı hayranlığı, paraya olan düşkünlük, güce tapınma, yüzeysel değerlerin yüceltilmesi gibi orta sınıfa ait bütün eleştiri konularını yazar bütün karakterlerini tek tipli, derinliksiz vererek ortaya koyuyor, öyle ki kitapta, en azından okuduğum sayfalara dek herkesin karakteri birbiriyle aynı. Herkes aynı olamaz mı? Olabilir ama keşke bu kadar insanı kullanmak yerine tek bir kişi üzerinden anlatsaydı hikâyeyi; çünkü insanların eleştirilecek tek bir yönüne odaklanıp sadece onu anlatınca geri kalan yönleri yok sayılmış oluyor ve o zaman gerçekçiliği zedelenmiş oluyor. Eğer yazar gerçekçi bir üslûp yerine daha farklı tarzda öyküsünü anlatsaydı bu karikatür tipler dikkat çekebilirdi, meselâ bir hikâyede daha dikkat çekici olabilirdi, ama bir romanda bu kadar kasıtlı bir karikatürleştirme rahatsız edici oluyor...belki romanın ikinci yarısında bir derinlik kazanarak bu yönlerini törpülüyordur, ama bende de okuma isteği kalmadı. Herkesin paraya düşkün, zenginlik peşinde koşan, birbirini kullanan karakterler değil de tiplere dönüştüğü, bu hissi veren bir roman Bugünün Saraylısı. 80'li yıllardaki dizisi çok güzeldi, diye hatırlıyorum...