İnsanlar her zaman zihinlerinde dönüp duranları aktarmıyorlarsa bunun bir nedeni de zihinlerinde ne döndüğünü bilmemeleridir. E.M. Forster'ın esprili sözlerinde olduğu gibi: "Ne düşündüğümü konuşmadan nasıl bilebilirim?"
... duyularınıza güvenmek konusunda alacağınız ilk ders şudur: Siz siz olun güvenmeyin. Bir şeyin doğru olduğuna inanmanız ya da doğru olduğunu bilmeniz onun gerçekten doğru olduğu anlamına gelmez. Savaş pilotlarının akıldan çıkarmamaya çalıştığı en önemli ders "cihazlarınıza güvenin" dir. Çünkü duyularınız size en alçakça yalanları söyleyebilir ve siz kokpit kadranları yerine bunlara güvenmeyi yeğlerseniz yere çakılırsınız. Sonuç olarak, biri size bir daha "Kime inanıyorsun, bana mı, yoksa gözünün gördüğüne mi?" sorusunu sorduğu zaman yanıt vermeden önce iyice düşünün.
İşin özü şu ki zaman, "oralarda olup bitenler" hakkında şaşmaz bir barometre değil, bir zihinsel inşa ürünüdür. Zamanla ilgili tuhaf bir şeyler döndüğünden emin olabilmeniz için işte size küçük bir deneme: Gözlerinize aynada bakın ve sonra da bir sağ gözünüz bir sol gözünüze bakacak şekilde odak noktanızı sağa sola kaydırın. Gözünüzün bir konumdan diğerine yer değiştirmesi onlarca milisaniye alacaktır; ama asıl mesele, kendi gözlerinizi hareket ederken asla göremeyecek olmanızdır.
...beynin kanlanmasındaki bir soruna bağlı olarak körlüğün geliştiği Anton Sendromu'nda, hasta göremediğini inkâr eder. Hastane yatağının çevresinde toplaşmış doktorlar hastaya "söyleyin bayan Green, şu anda yatağınızın çevresinde kaç kişi var?" diye sorduğunda, aslında yedi kişi olduğu hâlde hasta büyük bir güvenle dört yanıtını verecektir...Bu insanların yaptıkları, kör değilmiş gibi davranmak değildir; kör olmadıklarına yürekten inanmakta , durumlarını yürekten inkâr etmektedirler. Sözel ifadeleri kusurlu olmakla birlikte, yalan değildir. Görme olduğunu sandıkları bir deneyim yaşamaktadırlar gerçekten de; ancak görüntü tümüyle içeride üretilmektedir.