Yaşama sevinci bitmiş insanlar, şatafatlı bir görgüsüzlük, kutsanan dipsiz cehalet, bitmeyen bir öfke, kadercilik, doymak bilmeyen egolar, alaya alınan nahiflik ve bilgelik, çaresizlik, var olamayan sıkışmış güzel insanlar... Hasta bir toplum nedir, diye sorsanız, tanımım bu olurdu.
Mantık kara parçası gibidir. Hemen ısınır ve hemen soğur. Duy-gularsa deniz gibidir, geç ısınır ve geç soğur. Bu nedenle mantık ve duygular aynı zeminde değildir. Mantığımızın geldiği noktaya duygularımız uzun süre sonra gelir.
İlişki, bir tür güç mücadelesi, kontrol kurma çabası veya rekabet alanı değildir. Hayatı olabildiğince paylaşmaktır. Sıcak, içten ve dürüst bir iletişim kurabilmektir. Bir ilişkide mantıklı açıkla malar duymaya değil dinlenilmeye, tavsiyeye değil anlaşılmaya, yargılanmaya değil duygularımızı paylaşmaya ihtiyacımız var. İlişkide gerçek bir iletişim yoksa öfke vardır ve bu öfke, zamanla tüm ilişkiyi kaplayacaktır. Ofkeli veya kırgınsanız ilişkiniz için hâlâ bir umut var demektir. "Artık hiçbir şey hissetmiyorum," diyorsanız, işte orası ilişkinin bittiği noktadır.
İlişkinin devamlılığı için, ortak bir yaşam hikâyesi örüntüsünde, iki tarafın da ilişkiden beslendiği ve ilişkiyi beslediği bir bağ olması kaçınılmazdır. Elbette birbirimizde küçük çizikler oluşturacağız.
İnsan ilişkisinin doğalıdır bu. Önemli olan birbirimizde derin yaralar açmamak. Her küçük çizikte insan silmek güçlü olmak değildir. Asıl güç, bizim için değerli olan bağları sabırla, anlayışla ve sevgiyle onarma çabasında yatar. Işte devam eden bağların sırrı; sabırla, sevgiyle ve şefkatle onarılmasında yatar.