Güzel günler ufukta. Tek yapmamız gereken inanmak. Eskiden Tanrı’yaydı; peki, şimdi kime? Kendimize. Eskiden "İnanmazsan duan/adağın kabul olmaz" denirdi, "Şimdi başarının yarısı inanmaktır.” Kısacası ayıp olmasın diye sesli dillendirmesek de modern toplumda herkesin Tanrısı kendisi aslında.
Manipülasyon ve öngörünün verdiği rahatlık olmadan toplumların var olması imkänsız. Hayatının pamuk ipliğine bağlı olduğunu düşünen insanların saatlerce çalışması, kurallara uyması, başkasının hakkına riayet etmesi, kısacası toplumsal ahengin gereğini yerine getirmek için kendini ölesiye zorlaması pek olası değil.
Osmanlı imaretlerinin birçoğunda fakir fukaraya yemek dağıtılması, altta kalanların sadakatinin hayır hasenat çerçevesinde ödüllendirilmesinden başka bir şey değil. Halktan aldıkları vergilerle zevk ü sefa içinde yaşayan zenginlerin rantın bir kısmını dağıtarak gönüllerini rahatlatması ve halka "Bak seni de düşünüyorum" demesi bir bakıma.