Nedenini bilmeden kendini çok mutlu hissettiği günler oluyordu. Yaşamaktan, nefes almaktan mutlu oluyordu böyle günlerde. Tüm varlığı adeta gün ışığıyla, renklerle, kokularla, güneyde geçen harika bir günün sıcak havasıyla bütünleşiyordu…
Nedensiz yere mutsuz olduğu günler vardı sonra; sevinmeye de, üzülmeye de değmezdi sanki hiçbir şey için, yaşamak ya da ölmek fark etmezdi. Hayat tuhaf ve korkunç bir kargaşa, insanlarsa kaçınılmaz yok oluşa doğru körlemesine ilerlemeye çalışan kurtçuklar gibi görünürdü gözüne…
Güzel haber şu ki içimizdeki çocuğun sesini aslında hiçbir zaman kaybetmedik. İçimizdeki çocuk hâlâ orada ve bizimle sürekli konuşuyor. Otoriter iç ses baskın geldiği için iç çocuğun dediklerini duyamıyoruz ve anlayamıyoruz sadece. Yapmamız gereken tek şey, otoriter iç sesi yavaş yavaş kısarak, bastırılmış doğal iç sesi ayırt etmeye başlamak. Biz ona dikkat kesildikçe, doğal iç sesimizin söyledikleri de daha anlaşılır olacak.
Anne-babamızın bizimle konuşma biçimi, bizim kendimizle konuşma biçimimiz, yani iç sesimiz haline gelir. İç ses otomatikleşmiş haldedir, fakat üzerine düşünerek ve onu yorumlayarak, fark ederek değiştirmemiz mümkündür.