İşkence, insanın kötü zekasının sonucu; bir sanat gibi tasarlanmış, bir bilim gibi mükemmelleştirilmiş, bir zevk gibi kullanılmış. Hayvanlar öldürür, parçalar ama acıyı bir amaç haline getirmez. İnsansa bu dünyada hem mucit hem kurban hem de cellat. İşkencecinin hedefi, kurbanın da kendine acıma duygusunu uyandırmak. 

Bilinç, “bana ne yapacaklar?” sorusunu henüz oluşturamamışken kötü bir şey olduğu/olacağı hissi içini kaplıyor. İşte o an anlıyor ki, kalp her şeyi beyinden önce seziyor. Kalp, sadece kan pompalayan bir kas değil; eski mısırlılar haklıydı; o, ruhun bir parçası, korkunun ilk başladığı yer. Kötü bir şey olacağı hissi düşünceden önce geliyor, beyin korku kelimelere dökmeden kalp çoktan etkilenmeye başlamış. 
Oğlum, sen ailemize leke sürecek bir şey yapmadın. Yüz kızartıcı bir suç işlemedin. Fikir suçu diye bir şey varsa, ki bence olmamalı, seni ondan aldılar. Maalesef bizim memleketimiz böyledir. Kaç nesildir bu topraklarda düşünen, yazan, çizen insanlar hapishanelerde çürür. Çok üzgünüm ama bunu da söylemek istedim. Üzülme. Bu karanlık günler geçer. Sen kendini güçlü tut.