Anonimleştirme, belki de tüm dünyada geçerli tek yönetim şeklidi; seni kendi kimliğinden soyup kalabalığa, o kalabalığın içinde bir yüzsüzliğe mahkum ediyordu. 
Kadınların hem doğa hem de insan toplulukları tarafından daha fazla acı çekmeye mahkum edilişini anlamıyordu. Büyük bir haksızlık vardı bu konuda. evrensel bir adaletsizlik, doğanın kendisinde.
Toplumsal eşitsizliğin ötesinde, doğa da böyle kurgulamıştı sanki, acı bir oyun gibi her sahnesi işkence, her perdesi kan. Bebeği karnında taşımak, bulantılar, ağrılar, doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar, sonra emzirme, her ay katlanılan ay başı agrilari, ömür boyu ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadından üstün olduğuna inandırılarak büyüyen bir erkeğe katlanma, hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet, kadın da ahlaksızlık sayılması, tek tanrılı dinlerin kadın düşmanlığı.. bütün bunlar Selim’in zihninde bir isyana sebep oluyordu. 
Bazı insanlar kendilerini kabul ettirmek, sevdirmek için çok çaba gösterir; bazılarındaysa hiç böyle bir niyet yoktur, olduğu gibi yaşar ve sen yavaş yavaş ondaki kaliteyi keşfettiğin zaman hayranlığın artar. İşte Selim’in Leyla tutkunluğunun sürekli artmasının nedeni, bu dürüst kızın hiçbir yapmacık yanının olmaması ama kişiliğindeki soyluluğun her olayda ortaya çıkmasıydı.