Resulullah aleyhisselam fakrı seçtiği için arpa ekmeğini doyasıya yemeden bu dünyadan gitmiştir. Bazen bir ay bazen iki ay geçerdi ve evlerinin hiçbirinde ateş yanmadığı olurdu. Hediyeyi yer, sadakayı yemezdi. Hediyenin karşılığını verirdi. Ayakkabı onarır, elbise yamar, hasta ziyareti yapardı. Zengin veya fakir, itibarsız veya şerefli, kendisini davet edenin davetine icabet ederdi. Hiç kimseyi küçümsemezdi.
Asla bir yemeğe kusur bulmamıştır. Canı isterse onu yer, ancak istemezse onu bırakırdı. Geriye yaslanarak yemek yemez, yine yüksek sofra üzerinde yemek yemez, kendisine ne sunulursa onu yerdi. Mübah olan bir şey yemekten kaçınmazdı. Helvayı ve balı severdi. Kabaktan hoşlanırdı ki o bal kabağıdır. Sirke ne güzel katıktır, buyurmuştur.
Ancak Allah azze ve Celle‘nin haramları çiğnendiği zaman öfkelenirdi. O zaman gazaplanır, hak galip oluncaya kadar onun gazabını hiçbir şey dindirmezdi. Öfkelendiği zaman, yüz çevirir ve uzaklaşırdı. Onun ahlakı Kur’an-ı Kerimdi. İnsanların en mütevazısıydı. Ailesinin ihtiyaçlarını giderir, zayıflara kanatlarını indirirdi. Kendisinden bir şey isteyip de hayır dediği asla olmamıştır.
Misk ü amber ve hiçbir insanın kokusu, onun şerefli bedeninin kokusundan daha güzel değildi. Bir kimse ile musafaha yapsa günlerce o kişinin elinden o hoş koku gitmezdi. Ve mübarek elini bir çocuğun başına koysa o çocuk, diğerleri için de güzel koku ve hoş huyuyla bilinirdi.