Her gün geçtiğim için mi, yoksa boşluktaki duyguları yansıttığı için mi, yoksa herkes sözünü ettiği için mi, hep Sisler Bulvarı’nı okuyorum. Bekleyen gemiler. Uzak limanların özlemi. Düşlenen, erişilemeyen sevgililer.
Telgraf duygularıyla, ürpertileriyle, heyecanlarıyla hayatımızda var olan; kimi zaman büyük mutluluklara, kimi zaman derin acılara bizi gömen kısacık cümlelerdi.
70’ler enflasyonla tanışılan yıllar oldu. Fiyatlar hızla arttı, bu belayla karşılaşıncaya kadar yüzlerinde geniş bir gülümsemeyle yaz akşamlarında bahçelerinde semaver fokurdatan aileler sıkılmaya, tasarruf edilecek harcamalar aramaya başladılar. Önce eğlence giderlerinde kısıntı yapıldı, haftada iki kere sinemaya gitmek yerine bir kere gidildi, yeni manto yaptırmak gelecek kışa ertelendi. Mutfağa giren süte, ete, peynire, meyveye en son sıra geldi. Ama geldi.