Bunun sonucunda ortaya son derece garip ve karmaşık bir yaratık çıkıyor. Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en edin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır.
Kendi kendime, kadınların içinde yaşadıkları koşullar nelerdi, diye sordum; çünkü kurmaca, yazın, başka bir deyişle imgelem gücüne dayanan çalışmalar, bilimde belki olabileceği gibi bir çakıl tanesi benzeri yere atılmazlar; kurmaca yazın örümcek ağı gibi, belki çok yumuşakça, ama dört bir yanından yaşama sımsıkı bağlıdır. Çokluk bu bağlılık güçlükle sezilebilir; Shakespeare'in oyunları, örneğin, sanki kendiliklerinden mükemmelliğe erişmişçesine orada bir yerlerde asılı gibidirler.
Yoksa öfke, gücün o bildik refakatçi cinlerinden miydi? Örneğin zenginler çokluk öfkelidir, çünkü fakirlerin kendi servetlerini ele geçirmek istediklerinden kuşkulanırlar.