Seda

7/10
·150 syf.··
2018 218. kitabı
1930'lar Adana'sında geçen, gerçekliğin doruklarında bir roman. Sanırım bu bir üçlemeymiş, kitaplığa rastgele göz gezdirirken aa böyle bir kitap mı varmış bizde hadi okuyayım dememle elime aldım. Açıkçası içimi çok daralttı. Orhan Kemal'in ne kadar iyi bir gözlemci olduğunu tekrar tekrar gördüm. Karakterleri olduğu gibi, sade bir dille anlatıp o ilkelliği hissettirmek büyük maharet. İçimi daraltan kısım ise cahilliği öyle bir hissediyorsunuz ki ayhh yeter artık dedirtiyor. Entrikalar, yalakalıklar, nefret suçu ve bunlar etrafında birbirini seven iki insanın kavuşma arzusunun naifçe işlenişi. Okuyan insana saygı duymama bizim toplumumuzun genel sorunu (ne kadar çok genel sorunumuz var) ha 1930'lar ha 2010'lar.
Edebiyat
CemileOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20175,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·144 syf.··
2018 216. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2018 22:02
Bir internet sitesinden deneme olarak yaptığım alışverişte öylesine sepete eklediğim kitap. Yazar ve kitap hakkında hiçbir bilgim yoktu. Kahramanımız Marcus ailelerin ideal olarak nitelendirdiği bir çocuk. Derslerinde başarılı, çalışkan. Babasının kasap dükkanında ona yardım ediyor. Gelgelelim babasının paranoyaları onu çileden çıkarıyor. Babası başka haylaz (babasına göre) çocuklarla kıyaslayıp oğlunun da bu tarz davranışlar içinde olduğuna emin olup onu çevresinden ve özellikle kendisinden korumayı fena halde takıntı haline getirmiştir. Fakat buradaki sorun Marcus'un öyle bir çocuk olmaması. Yaşıtları gibi bir ergenlik yaşamıyor, istediklerini biliyor ve ona göre adımlar atıyor. Marcus çözümü ailesinin yanından taşınıp başka bir okula transferini istemekte buluyor. Dikkatimi çeken şey bir yerden sonra babanın kaygıları Marcus'un da kaygılarının olması. "Korku acaba bulaşıcı bir şey mi?" diye sordurdu bana. Marcus artık bütün hareketlerini ve adımlarını tedirginlikle atıyor çünkü okuldan atılırsa Kore savaşına gidecek ve savaşta ölecek. Kitabı okurken histerik, sinir krizleri eşliğinde öfkeler beklerken, rutine bindirilmiş ve sıkışmış/sıkıştırılmış öfke görmek hoşuma gitti. Kitabın güzel işlendiğini düşünüyorum. Dönemin siyasi ortamının karakterler üzerinde nasıl izler bıraktığını görüyoruz.
Edebiyat
ÖfkePhilip Roth · Yapı Kredi Yayınları · 2023395 okunma
7/10
·496 syf.··
2018 167. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2018 00:00
Öncelikle bu kitap distopya değil. 26. yüzyılda geçmesi onu distopya yapmıyor. Türü bilim-kurgu. Dizisi yanlış hatırlamıyorsam geçen ay çıktı ve diziye başlamadan kitabını okumak istedim. Daha önce hiç bu tarz bir kitap okumamıştım o yüzden nasıl bir inceleme yapacağımı kafamda oturtamadım. Kitap kurgu yönünden beni tatmin etti. Fazla detaycı değilseniz 26. yy. teknolojisi hakkında verdiği bilgileri yeterli buluyorsunuz. Zaten bence amaç o dönemin teknolojisi üzerine konuşmak değil, o zeminin hazırlanıp kahramanın maceralarını soluksuz okumak. Sanırım bu tarz romanların genel bir durumu soluksuz okumak. Ne olacak güdüsüyle sayfaları çevirmek. Bir şeyden bahsetmek istiyorum. Yazım yanlışlarını ve cümle düşüklüklerini çok fazla buldum. Sanırım yetiştirmek için, fakat azımsanmayacak bir düzeyde bu hatalar. -Aşağıdaki yazı kitabın içeriği hakkında bilgi barındırmaktadır.- Biraz da konusundan bahsedeyim; ilk olarak bilinç aktarımı var. İkinci olarak kılıf mevzusu var. Bu kılıf benim anladığım/hayal ettiğim kadarıyla insansı bedenler. Herhangi bir şekilde ölürseniz bilinciniz yeni kılıfa aktarılıyor. Bunun bazı koşulları var mesela yeni kılıfta bilinç, ölümden 48 saat öncesini hatırlıyor. Yeni bir bedene aktarılmak ise paranız yoksa size o an uygun olan ve sigortanız(?) hangi kılıfı karşılıyorsa, yeni kılıf olarak ona aktarılıyorsunuz. Tabii ki burada da ekonomik eşitsizlik ve sınıf ayrımı var. Zenginseniz istediğiniz kılıfı seçip, satın alabilirsiniz. Hatta kendinizin klonunu yaptırabilir ve öldüğünüzde bilinciniz tekrar kendi kılıfına aktarılabilir. Ölümsüzlüğün değişik bir biçimini görüyoruz. Kitap çok zengin olan Bancroft'un ölümüyle başlıyor. Polise göre Bancroft intihar etmiştir fakat Bancroft kendini öldürdüğüne inanmıyor ve anlamsız buluyor. Çünkü kendisinin
Değiştirilmiş KarbonRichard K. Morgan · İthaki Yayınları · 20181,314 okunma
Puan vermedi·180 syf.··
2018 108. kitabı
Türk Edebiyatında deneme deyince aklıma ilk Nurullah Ataç geliyor. Çok karakteristik bir dili var. Başta her şeyden şikayet ediyormuş gibi geliyor fakat sindirdikçe öfkesinin saflığını anlıyorsunuz.Kitap içerisinde Dünya ve Türk edebiyatı dahil birçok isimle karşılaşıyorsunuz. Yani araştırmak isteyenlere bolca materyal sunuyor. Doğu ile Batı arasında çok fazla git-gel yaşasa da, edebiyatı ileriye taşıyacak Batı kültürünün ve dilinin benimsenmesi taraftarı. Divan şiirine olan eleştirisi dönemindeki yazarlara göre oldukça değişik. Kendi sözleriyle noktalıyorum: "Hep yenilerden, yenilikten yana oldum, yani şairin, sanat adamının serbest bırakılmasını, rahat bırakılmasını istedim. Birbirine uymaz sanat anlayışlarını övdüğüm, desteklediğim olmuştur, hepsinde de kendime göre bir yenilik, bir canlılık görmüşümdür de onun için övmüş, desteklemişimdir. Yeni, daima yeni..."
Siyaset
Karalama Defteri - ArarkenNurullah Ataç · Yapı Kredi Yayınları · 2019702 okunma
8/10
·448 syf.··
2018 165. kitabı
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Genellikle Bir Gün Tek Başına ile kıyaslanmış ve ona göre daha yüzeysel bulunmuş. Evet, bilmediğimiz veya duymadığımız bir şey söylemiyor fakat bana çok hırçın bir şekilde eleştirilmiş gibi geldi. Farklı gözlemlerle dinlemek dönemi çok hoşuma gitti. Bir zamana bağlı olarak konusunu çok güzel harmanlamış. 1980 döneminin karanlığını farklı bir yönden ele almış. Bodrum'un mavi güzel denizi, gizemli koyları ile bol rakılı bir kitap. Bodrum'a kaçan (yaşamayı seçen!) her türden aydının kaotik çelişkileriyle, sorunlardan uzak kalarak, sorunların onlara asla dokunmayacağı sanrılarını yaşadığı, toplumsal ve siyasal mücadele yerine kendi kişisel küçük sorunlarına odaklandığı ama maalesef ki ne kadar uzak olurlarsa olsunlar ortak sorunlardan elbet bir gün nasipleneceklerini fark ettiklerini, inceden iğneleyerek gösteriyor Türkali. "Aydın kişi toplumunun sorunlarına duyarsız kalarak üretimine nasıl devam eder? O üretim halkı için yararlı olur mu? Halktan beslenip, halkın yaşadığı zulümlere sessiz mi kalmalıdır? Vazgeçilmişlikler ve baskılamalar aydın kişiyi yıldırmalı mı?" gibi birçok soruyu sorduruyor. Bana göre 'sözde aydınları' çok güzel anlatmış. Ve gelelim kitabın en dikkat çeken kahramanına; Nergis. Nergis iki erkek arasında kalmış, kendine kızgın çevresine daha da kızgın, çoğu ne yapacağını bilemeyen bir kadın. Kitapta en çok Nergis'in iç sorgulamalarını, kendisiyle kavgalarını ve hesaplaşmalarını görüyoruz. Öyle ki bir yandan Nergis için üzülürken, diğer yandan çok kızıyorsunuz. Hem derin fakat aynı zamanda bu kadar yüzeysel işlemek karakterde yaratılmak istenen muğlaklığı güzelce ortaya koymuş. Bunlara ek Korhan karakteri daha fazla işlenebilirdi bana göre. Üslubu çok sevdim. Bir filmin içindeymiş gibi, akıcı ve sürükleyici. Başladığınızda
Edebiyat
Mavi KaranlıkVedat Türkali · Everest Yayınları · 20141,574 okunma