“Masasının başında her gün on dört saatten fazla zaman geçirdikten sonra, sabaha doğru günün ilk ezan sesleri şehrin minarelerinde ve tepelerinde birbiri arkasından duyulurken, yazar yatağına girer, onca yılda bir kere, o da rastlantıyla görebildiği sevgilisini düşlermiş, ama bu kadını, herkesin sözünü ettiği cinsten bir 'aşk'la ya da 'cinsellik' duygusuyla değil, yalnızca yalnızlığın tersi olabilecek düşsel bir yoldaşlık özlemiyle hayal edermiş.”