Martin; kendini keşfeden, yürümekte olduğu yolda ön yargıları ve engelleri tanımayan, idealleri uğruna çalışan nev-i şahsına münhasır bir kişilik... Okudukça hayran kaldığım, mücadeleci ruhuna bağlandığım Martin'in kendini özgürleştirdiği hedeflerinin sonundaki tatminsizlik çevrenin ona mı yoksa şöhretine mi duyduğu saygının şüpheci bir sorgulamasıydı sanki. Okudukça gözümde Ahmet Cemil canlandı. Servet-i Fünûn'un bahtsız edebiyatçısı... Zaten ikisi de sonsuz denizin derinliklerine açılmadı mı?
Bireysel özgürlüğün ve varoluşsal sorgulamanın adım adım ele alındığı romanda, "Asıl olan hedefe ulaşmak mıdır yoksa hedefe ulaşırken hissettiklerimiz midir?" diye düşünce odalarımıza ışık saçıyor kitap. Okunmalı, okudukça aydınlanmalı...
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2019134,8bin okunma
"Kimsin sen Martin Eden?" diye sordu kendi kendine. Kimsin sen? Nesin sen? Nereye aitsin? Sen emekçi tayfasına, dibe vurmuş, kaba ve çirkin güruha aitsin. Pis ortamların içinde, pis kokuların arasında yaşayan, ırgat gibi çalışan kölelere aitsin. Ama eline o kitapları almaya, güzel müzikler dinlemeye, güzel resimlerden hoşlanmayı öğrenmeye ve senden milyonlarca mil ötede, yıldızların arasında yaşayan solgun, melek yüzlü bir kadını sevmeye cüret et bakalım! Kimsin sen? Nesin sen? Lanet olsun sana! Başarılı olup yaşamını düzeltebilecek misin?