Bizim inancımıza göre Avrupa, köklü ve gerçek bir ahlâka sahip değildir. Günlük işlerinde görülen ahlâk da çıkarcılığa dayanır; hedefi, dünya hayatında çıkar sağlamaktır. Avrupa, son iki yüzyılda (özellikle de son yüzyılda) Avrupa'nın varlığına egemen olan kurnaz Yahudi tüccarından bu konuda çok şey öğrendiler. Onlar uygarlığın zirvesinde olduklarına inanıyorlar ve bunu söylüyorlar.
(İslam'ın garip yaşadığı günümüzde) şaşılacak husus, doğru olanın yanlışla yer değiştirmesi ve yanlışın doğruymuş gibi revaç bulmasıdır. Birisi çıkıp bize doğru olanı, kitap ve sünnette, ilk nesil Müslümanların hayatında olduğu gibi sunsa onu aşırılıkla suçluyor, doğrudan kaçınıyoruz!
Gündüzü koşuşturma, gecesi televizyon işgali altında geçen çağın insanı, mânevî hayatı için değerlendirebileceği boş vakte, ya da vakitlerini bu manevi mutluluğu için kullanmaya ne kadar muhtaçtır?
Dünyaya egemen olmalarıyla Müslümanlara bulaşan lüks, onların Allah'ın sağlam ipine sarılmış olan avuçlarını gevşetti. Müslümanlar yeryüzü malına rağbet ederek O'nun emirlerinden kaçındılar, dine yamanan şeyler ve günahlar arttı. Bunların hepsi "la ilahe illallah'ın gereklerinden çıkmak demektir.
Allah Teâlâ'nın indirdiği dışında yasama, Yaradan'ın indirdiğine zıt olana rıza, ikisi de O'nun hükmünde "la ilahe illallah"ın iptalidir. Bunun için de bu konuda kesin bir hüküm inmiştir: "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte kafirler onlardır."