Günümüzde şişirilmiş 'ben'leriyle kendini sevme çabasında olan insanoğlu, her şeyin kendi kontrolünde olduğu zannıyla sonuçları 'yaratma' veya 'yarattırma' gayreti altında ezilir.
Evet, her bir hücremiz milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki güneş ışınlarına ihtiyaç duyarken, topraktaki solucanlar bize hizmet eder. Uzakdoğu'daki depremin yaraları kalbimizi acıtırken, bir deniz bizi sonsuzluğa taşır.
Bu şehirde kaç kişi "bugün öleceğim" diye uyandı? Kim ölmek için uyanır? Herkes uyanmak ister! Herkes bir daha uyumak, bir daha uyanmak, bir daha yaşamak üzere uyanır. Hiç kimse "yeter artık ölsem keşke" demez. Kimse ölecek kadar yaşlı değildir. Ama ölümün gelip çatması bütün bu beklentilerin üstündedir. Bu sebeple mü'min, 'an'ın kıymetini bilen ibnü'l vakt bir şahsiyete sahip olmalıdır.
“Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın, olacak,
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”
Cahit Sıtkı Tarancı