Çoğu zaman unutmak, kendimden kaçmak için çocukluk günlerimi hatırlıyorum. Kendimi hastalanmadan önceki halimle hissetmek için yapıyordum bunu, sağlıklı olduğumu hissetmek için. Henüz çocuk olduğumu düşünüyordum. Ölümüme, yok oluşuma acıyan ikinci bir varlık vardı içimde, ölüp gidecek olan bu çocuğun haline acıyan.
Çoğunlukla biriyle konuşurken, çalışırken ya da farklı konularda söze karışırken, duygularım başka yerde oluyordu ve böyle olunca da içten içe kendimi ayıplıyordum. Dağılıp parçalanmış, bir yığındım ben. Sanki hep böyleydim ve böyle kalacağım: acayip ve uyumsuz bir karışım...
Uzun zamandır, diri diri parçalara ayrıldığım duygusuna kapılmıştım. Sadece bedenim değil, ruhum da sürekli olarak kalbimle bir çelişki içindeydi, bir türlü anlaşamıyorlardı. Sürekli olarak garip bir dağılma ve parçalanma halinden geçiyordum.
Dün beni herkes bitkin ve sağlıksız bir genç olarak görmüştü ama bugün saçları ağarmış, gözleri kızarmış, yarık dudaklı kambur bir ihtiyar olarak görüyor. Odamın penceresinden dışarı bakmaya korkuyorum, aynada kendime bakmaya korkuyorum çünkü baktığım her yerde kat kat çoğalmış gölgemi görüyorum.