İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatını gör deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.
Bazen kokuları, tatları, hatta dokunmanın verdiği hissi de hatırlıyordum, bu da o anı bir daha yaşıyormuşum gibi gerçek kılıyordu. En çok bundan acı duyuyordum; en güzel, en zevkli, en mutlu anlar bile olsa beni üzüyordu çünkü gerçek olmadığını, sadece bir hatırlama olduğunu biliyordum. Geçmiş güzellikleri hatırlamak mutlu etmiyordu insanı, aksine bir daha yaşanmayacağını bilmenin hüznüyle dolduruyordu.