Dine Allah'ın emri olduğu için ve sırf bunun için inanmak asal bir usul meselesidir. Bu yüzdendir ki, akla, mantığa yahut hikmete ve felsefeye uygundur diye dine inanmak küfür sayılmıştır. Dinin hükümlerine (yani Allah'ın hükümlerine) hiçbir sebeple mukayyet olmadan inanmak, inanmayı kendi hakikatı içinde yakalamak ve öylece saklamak anlamına gelir.
Müslümanlar özellikle geçen yüzyılın ortalarından itibaren, İslâm-dışı dünyaya, Müslümanca değil, "hümanistçe" bir yoldan baktırılmaya başlanmıştır. Böylece, İslâm-dışı dünya, İslâm'ın emrettiği müsamaha ruhu çerçevesinde değil, fakat hümansitlerin telkin ettiği bir müsamaha ruhuyla görülmeye başlanmıştır. Meselâ bir Edison'un, bir Einstein'in cehennemde yanmasına gönlünün razı olmadığını söyleyebilen biri farkına varmadan "hümanizmin" telkin ettiği görüş dairesine girmiş bulunur. Dahası, bu görüş tarzı, Allah'ın razı olduğundan razı olmamak gibi bir neticeye de çıkacağından, sahibini küfre de sokmuş bulunacaktır.
Batı insanı, İslâm'ı reddederken bilinçli bir tutum içindedir. Batılılaşmış insanın tutumuysa, sadece bir kör inanç halinde belirmektedir. Batılı, neyi, niçin reddettiğinin bilincindedir. Batılılaşmış insansa sadece anlamadığı için reddetmektedir. Fakat anlamak için en küçük bir heves belirtisi de göstermemektedir.
İnsan kafası, tabiatı icabı, bazı şeyleri görmek suretiyle kavrayabilmektedir. İnsan, bir ruh kategorisinin mevcudiyetini bile ancak gözleriyle görünce kabul etmektedir. Bunları görmeden, onların mevcut olup olmadığını kabule yanaşmıyor. Fakat görülemeyecek şeyleri, insan nasıl görebilir? İşte bu görülemeyecek şeyleri ona gösteren peygamberlerdir; peygamberlerin göstermesinden sonra bile görmemekte ve işitmemekte inat edenler bu neticeyi kendilerine ait bir özellikte aramalıdır.