Şöyle diyemem mesela: Herkesin bildiği ölümü ben mahrem sandım. Hayat tabutun dışında öyle aldırışsız devam ediyor ki, içeride ben utandım! Dilencilerin, dileneceğine çalışsana, diye azarlanmaları gibi, ben de tabutun içinde hareketsiz yatarken, öleceğine yaşasana, diye azarlandım ve kendi ölümümden utandım
O zamanlar elimizde ne varsa onunla inşa ediyorduk kendimizi: fakülte kantini, öğrenci evleri, büyük romanlar, tutucu bir babadan gizli yaşanan aşk, camları kırık telefon kulübeleri, ulaşması günler süren mektuplar ve özlem dolu yaz akşamları.