sevgi

Beni Kör Kuyularda Üzerine Kısa Bir İnceleme
7/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2025 02:13
Yazar, hikâyeyi gerçek ile düş arasındaki ince bir çizgide yürütmüş. Okur çoğu zaman, anlatılanların ne kadarının yaşandığına, ne kadarının zihnnin kurmacası mı olduğuna karar veremez.Bu fantastik,metafor yoğunluklu anlatım da romana büyülü bir hava katmış. Romanın merkezinde, babasına yemek götürmek için evden çıkan genç bir kız, Güldiyar, yer alır. Ancak dönüşüyle birlikte her şey değişir. Gözlerinden yaş yerine taşlar dökülmeye başladığında, sıradan bir hikâye olmaktan çıkar ve acı bir simgeye dönüşür. Bu olay duyuldukça köyün insanları, merak ve korku arasında gidip gelerek Güldiyar’ı görmeye gelirler. Bu kalabalığın ve baskının ağırlığı, annesinin yüreğine sığmaz; kadın bu manzaranın ağırlığına dayanamayarak ölür.Baba,Muzaffer * kızını ve evini korumaya çalışsa da olay giderek bir -seyirlik acıya- dönüşür. Merakın yerini çıkarcılık alır; insanlar Güldiyar’ın gözyaşlarını görmek için para vermeye bile razı olur. Birtakım paranın kulu olmuş vicdandan yoksun adamlar bunu ticarete döker,acıyı satarlar söz gelimi.Nihayetinde Güldiyar, ağlasın diye sürekli bıçak darbeleriyle yaralanır ve sonunda ölür. Ancak ölüm bile bu döngüyü bitirmez. Onun ardından, bu sefer babasının acısı “görülmeye” değer bulunur ve acıya dilsiz kalıp, sağır olma düzeni yeniden başlar. Nasıl da artık insanların başkalarının acısına gözlerini kapatıp kendi rahatını korumayı seçtiğine oysa gerçek insanlığın yalnız kendi yarasına değil, başkasının acısına da kulak verebilmekle başladığını keskin bir şekilde sorgulatan bir roman.Günümüzü gördükçe bunu sorgulayıp duruyorum. Roman, insan merakının nasıl bir vahşete dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.Toptaş, burada sadece bir hikâye anlatmaz; toplumun içindeki duyarsızlığı, sömürüyü ve vicdan körlüğünü sorgular.Roman bana güçlü bir etki bıraktı mı
Edebiyat
Beni Kör KuyulardaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202011,4bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·99 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 20:29
Barış Bıçakçı’nın “Doğum Lekesi Gibi Bir Gülümseme” kitabını okurken kendimi hem hüzünlü hem de garip bir şekilde huzurlu hissettim. Onun kelimeleri hep öyle zaten; sade ama kalbinin derinine nüfuz ediyor.Bu kitapta en çok “Kusursuz Kısır Döngü”, “Annemin Hikayesi”, “Bizden Sonra Çakırdikenleri” ve "Anlaşılmaz Şeyler" gibi hikâyeleri sevdim. Her biri, sanki kendi hayatımdan bir anı anlatıyor gibi. “Herkesin bildiği ölümü ben mahrem sandım” cümlesi hâlâ aklımda dönüp duruyor — hem ölümün, hem de yaşamanın ağırlığını o kadar güzel anlatıyor ki.Bıçakçı’nın Ankara’sını da ayrı seviyorum. O gri, sessiz,bana uzak şehirde hep bir sıcaklık, bir tanıdıklık var. Kitabı bitirince yüzümde hüzünlü ama yumuşak biraz sessiz bir tebessüm, doğum lekesi gibi bir gülümseme kaldı, seviyorum bu büyülü hissi
Edebiyat
Doğum Lekesi Gibi Bir GülümsemeBarış Bıçakçı · İletişim Yayınları · 20212,418 okunma
Biraz Ankara, Biraz Hüzün: Cemille Eve Dönmek
8/10
·166 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2025 15:35
Barış Bıçakçı’nın Sinek Isırıklarının Müellifi’ni okurken en çok şunu hissettim: Bu kitap bir hikâyeden çok, bir ruh hali. Cemil’in düşünceleri, Ankara’nın sokakları, çay kokusu, radyodan yükselen Ezginin Günlüğü şarkıları... Hepsi birbirine karışıyor. Bazen kitap okumuyor da sanki birine uzun uzun dalmış gibi oluyorsunuz.Kitapta en sevdiğim cümlelerden biri “Hemen eve dönme isteği uyandıran şey güzeldir.” oldu. Cemil için güzellik, eve dönmek isteğiyle ölçülüyor. Ne kadar sade, ne kadar içten bir ölçü bu. Gerçekten de bazı kitaplar, bazı müzikler ya da bir koku bile insanda o duyguyu uyandırır: eve, kendine dönme isteğini.Cemil’in “Yaşamak ilerlemek olamaz ama geride bırakmak olabilir.” düşüncesine takıldım uzun süre. Belki de Bıçakçı’nın bütün karakterleri gibi o da ilerleyemeyen, ama bir şeyleri geride bırakmayı öğrenen bir insan. Bu yüzden kitabı okurken kendimi sık sık durup düşünürken buldum ;sanki kendi geçmişimle küçük bir hesaplaşma gibiydi. Barış Bıçakçı’nın dili çok sade ama aynı zamanda derin. Mesela “Kaynayan çaydanlığın mutfağa diktiği kokulu ağaç” betimlemesi beni çok etkiledi. O kadar gündelik bir şeyden bile bir şiirsellik çıkarabiliyor. Bıçakçı’nın romanlarında hep o var: sıradanın içindeki güzellik.Ve elbette Ankara… Bu kitapta şehir sadece bir fon değil, neredeyse bir karakter gibi. “İstanbul’da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzülürsünüz, Ankara’da insan sadece Ankara’nın haline üzülüyor.” cümlesi bunu açıklar nitelikte- Kızılay’da, Kuğulu Park’ta, Bahçelievler sokaklarında dolaşırken dünyanın değil, sadece kendi şehrinin derdine yanmak..Bu, çok tanıdık bir his. Cemil’in yazarlıkla, edebiyatla kurduğu ilişki de çok tanıdık geldi bana. “Yazar filan değilim ben, editör hanım, ben sinek ısırıklarının müellifiyim.” derken hem mütevazı hem de biraz
Edebiyat
Sinek Isırıklarının MüellifiBarış Bıçakçı · İletişim Yayınevi · 20244,373 okunma
Algernon’a Çiçekler – İnceleme
9/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 19:18
Daniel Keyes’in Algernon’a Çiçekler adlı eseri, zekânın insanı ne ölçüde mutlu edebileceğini ve aynı zamanda nasıl bir yalnızlığa sürükleyebileceğini derinlemesine sorgulatan bir roman. Düşük IQ’ya sahip Charlie Gordon’un bir ameliyatla olağanüstü bir zekâya ulaşması, ilk bakışta bir başarı gibi görünür. Ancak roman ilerledikçe, salt zekânın sevgi olmadan bir anlam ifade etmediği çarpıcı bir şekilde ortaya çıkar. Çünkü sevgi alma ve verme yetisinden yoksun bir zekâ, eninde sonunda zihinsel ve ahlaki çöküşe yol açabilir.Kitabın güçlü yanı, Charlie’nin kendi günlüğü aracılığıyla onun içsel dönüşümünü, kırılganlığını ve çelişkilerini birebir hissettirmesiydi. İlk başlardaki masum ve çocuksu anlatım, yükselen zekâsıyla birlikte giderek keskinleşir; fakat bu değişim, onun çevresinden dışlanmasına, kıskanılmasına ve en çok istediği şeyi—gerçek dostluğu—yine bulamamasına neden olur. Bu da bana, zekânın tek başına insanı “daha değerli” yapmadığını düşündürdü.Romanın en dokunaklı noktalarından biri, Charlie’nin her zaman bir birey olduğunu haykırışıydı. İnsanların onu daha önce “yetersiz” görmesi, onu bir deney hayvanı gibi algılamaları, vicdanı en çok sızlatan taraflardan biriydi. Bu noktada Keyes, toplumsal önyargıları acımasızca gözler önüne seriyor. Okurken hem üzüldüm hem de çevremde benzer durumda olan kişilere karşı daha derin bir empati geliştirdiğimi fark ettim.Elbette kitaba dair eleştiriler de yok değil. Bazı okurlar için olay örgüsü fazla melodramatik ya da deneysel kısmı bilimsel açıdan yetersiz bulunabiliyor. Ancak bana göre romanın asıl gücü, bilimsel detaylarda değil, insan ruhuna dair evrensel sorular sormasında yatıyor: Zekâ mı bizi insan yapar, yoksa sevgi mi? Son sayfalarda hissettiğim hüzün, kitabı kapattıktan sonra da uzun süre içimde kaldı. Belki de bu
Edebiyat
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202537bin okunma
Bekle Beni – Bir Aşkın ve Direnişin Romanı
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2025 15:32
Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni romanı, Türkiye’nin 1968 sonrasındaki siyasi atmosferini bireylerin yaşamı üzerinden anlatan güçlü bir metin. Kitabın kahramanı Selim, aslında dönemin genç aydınlarının ve muhaliflerinin ortak portresidir. Polislerce bir şafak baskınıyla tutuklanır; ne silahı vardır, ne de somut bir “suçu”. Onu mahkûm eden tek şey kitaplarıdır. Okumak, düşünmek ve sorgulamak, askeri ve bürokratik iktidar mekanizması için potansiyel bir tehdit sayılır. Selim’in yaşadıkları, 1968 kuşağının Türkiye’de neden baskıya uğradığını da açıklar. Düşünce özgürlüğü, kitap okuma hakkı, hatta mektuplaşma bile kuşatma altındadır. Cezaevinde işkenceler, yıldırma girişimleri, insan onurunu kırmaya yönelik yöntemler, dönemin otoriter devlet anlayışını gözler önüne serer. Selim’in en büyük ızdırabı, Sokrates’in savunmasındaki soruyla çarpışır: “Haklı yere asılmak mı daha kötüdür, haksız yere mi?” Selim için asıl trajedi, hiçbir somut suçu olmadığı halde suçlu muamelesi görmesidir.Roman aynı zamanda bir aşk ve aile hikâyesidir. Selim’in Leyla’ya ve kızı Zeynep’e duyduğu özlem, mektuplar aracılığıyla daha da büyür. Ancak bu mektuplar bile özgür değildir; devletin gözünden geçer. Yine de aşk, bütün bu engellere rağmen direnişin en saf biçimine dönüşür.Livaneli’nin dili akıcı ve durudur; okuruna hem edebi bir lezzet hem de tarihsel bir bilinç kazandırır. Doğanın dengesinden, Tanrı’nın adaletine kadar uzanan göndermeler, bireysel bir hikâyeyi evrensel bir özgürlük arayışına dönüştürür. Walter Benjamin’in Nazi zulmünden kaçarken yaşadığı “bekleme işkencesi” ve trajik intiharı da bu bağlamda anlam kazanır: bazen asıl acı, başa gelecek zulmü beklemektir.Roman, Türkiye’nin özgürlük yolunda çektiği sancıların bir aynasıdır. Ama aynı zamanda aşkın, dostluğun ve insan onurunun da direniş
Edebiyat
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma