“Dost arıyorum! Etten ve kemikten olan ama senin gibi toprak kokan bir dost. Onunla konuşmak istiyorum, sesim sesine değsin, gönlüm gönlüne baksın, esen rüzgârın oynattığı yaprakların sesini beraber duyalım. Güneşin damla damla düştüğü ceviz ağacının o gölgesi bizim olsun. Ellerimiz kahverenginin her tonunda renkleninceye kadar ceviz kabuğu soyalım. Yüksek binaların yüksek gururlu insanlarından söz etmeyelim seninle, hızlı giden vasıtalar girmesin muhabbetimize, insanları konuşmayalım kötü yanlarıyla.
Uzun bir yolculuğa çıkalım mesela, insanları görelim. Dillerini bilmesek de gülelim onlarla tüm samimiyetimizle. İyilikten ve doğruluktan yana olan insanların yanına yolculuk edelim, savaşalım onlarla birlikte kötülere karşı, gözümüz korkmadan, kalbimiz ürpermeden, bileğimiz bükülmeden, kaybedeceklerimiz olsa dahi iyilikten yana olduğumuzu zihnimizin aydınlıklarından çıkarmadan tüm cesaretimizle hücum edelim kötülüğe. Zafer kazanmak önemli olmasın. Amacımız iyilikten tarafta olduğumuzu, insanca kalmayı öğretebilmek olsun.
Ve ölebilelim bu yolda dost, iyilik için savaştık “öldük” diyebilelim. Çünkü sende bilirsin ki ölüm yeni bir başlangıçtır sonsuzluğa. Sonra ağlayabilelim, sende takdir edersin ki ağlamak önemlidir. Hani beraber okumuştuk ya o kitapta “ağlayabilirseniz, anlayabilirsiniz”. Anlamak için benliğimizde idrak yollarımızdaki engelleri aşk ve şevkle kaldırabilmek için ağlayalım. Ağlamalarımızın bir manası olsun. Gözyaşlarımızı silelim karşılıklı, ayağa kalkalım sağlam bir şekilde ve yolculuk edelim.
Yetim coğrafyalara gidelim seninle. Yetim coğrafyaların yetim çocuklarının başlarını okşayalım, onlara yetimliklerini unutturalım. Kitap okuyalım seninle, okuduklarımızı anlatalım insanlara. Şiirler yazalım beraber kardeşlik türkülerine dönüşsün yazdıklarımız.