Bitince kapağına bu resmi koyar, biraz
da güzel ananın gençliğini anlatırsın. Bu kadın, bak, biraz benziyor bana. Tabii romanına nasıl başlayacağını sen daha iyi bilirsin ama kitabın, benim son sahnedeki monologlanm gibi hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikaye gibi sahici, hem de bir efsane gibi tanıdık olmalı. O zaman yalnız hakim değil herkes anlar seni. Unutma, aslında baban da yazar olmak istemişti.
"Babasız büyürsen alemin bir merkezi ve sınırı olduğunu anlamaz,her şeyi yapabileceğini sanırsın ... " dedi Serhat. "Ama bir süre
sonra ne yapacağını bilmez, dünyada bir mana, bir merkez bulmaya çalışır, sana hayır diyecek birini aramaya başlarsın."
Öğrendiklerimden serseme dönmüştüm. Bu kadar sarsıldığını eski tabelacı fark etmesin diye gayret etmek de yorucuydu. Babasız ve oğulsuz bir hayalet gibi sokaklarda uzun uzun yürüdüm.
Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp yapmayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yepıp neyi yapmayacağımıza , neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa , kafamız karıştığı , dünyamız dağıldığı , ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?