Zaman ve hafıza üzerine bir yolculuğun sesi...
İnsanın ruhiyesindeki labirentlerine sızan bir eser olarak "Günlerin Bin Yıllık Mezarı", sadece bir roman değil, aynı zamanda varoluşsal bir varış sunar. Şahsımın trajedisini bir eserde izlemek, hissetmek, inşa ile yıkım arasındaki ahengi bir Seyyahın ilmî olarak elinde tutması. Keşke dedirten...Yani, "Bina" kelimesinin çağrıştırdığı inşa etme, biriktirme ve yaşatma olgusu ... "Mezar" kelimesinin getirdiği çürüme, sonlanma ve unutulma gerçeğindeki ritim.Hiç bitmesin istediğim özel kitaplardan biri oldu. Tavsiyedir, okuyunuz.