Şu an bu kitap hakkında ne yazsam inanın az gelir. Nereden başlayacağımı nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Bildiğim tek şey kitabı bitirdiğim halde okuduğum süre boyunca "içime öküz oturdu" derler ya o hissin geçmiyor olması..
Acıma duygusunun insana akla gelmeyecek kadar ciddi hasarlar verebileceğini anlatan bir Zweig romanı. Kitabı okurken araya tercih dönemi girdiği için istemeden uzadı ama tekrar başladığımda gerçekten bir solukta okudum diyebilirim. Hele son 200 sayfa kala falan nefes alamadım desem yalan olmaz.
Stefan Zweig insan psikolojisini Freud'a ilgi duyması sebebiyle de o kadar iyi çözmüş ki her Zweig kitabı okuduğumda o karakterlerin yaşadıklarını sanki ben yaşamış gibi hüzünleniyorum ve bunu farkettikçe şok oluyorum. Teğmen Hofmiller'ın da benimle benzer davranış eğiliminde olması romanı içselleştirmeme neden oldu sanırım. Hatta bazı yerlerde okurken içimden ben de aynı şekilde davranırdım dedikten iki dakika sonra hem Teğmen'e hem de içten içe kendime kızdığım oldu. :D
Zweig'ın çok bilinen bir kitabı değil benim bildiğim kadarıyla ama hiç düşünmeden alıp okunması ders çıkarılması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okumanız dileğiyle kitapla kalın.. :)
Acımak iki yanı keskin bir bıçak gibidir; kullanmayı bilmeyen, elini ve özellikle de kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır, ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğiniz zaman, öldürücü bir zehir olabilir.