İnsan çok duraklı, uzun bir seferdedir. Anne karnından yaşama, yaşamdan mezara, mezardan yeniden dirilişe,yeniden dirilişten sonsuzluk memleketine gitmektedir. Bu uzun yolculukta onun yaşayacağı iç karartılarını dağıtacak bir aydınlık ve ruhunu doyuracak bir gıda lazımdır. İnsanın güvendiği dünyevi akıl ve malumatlardan ruha bir ümit olmadığını zaman ve tecrübeler göstermiştir. İnsan bu aydınlık ve rızkı sadece Kur'an-ı Kerimin güneşinden ve Hazret-i Peygamberin(sallallahu aleyhi ve sellem) yaşam tarzından, sünnetinden bulabilir.
İnsanın hayret ve hayranlık duygularını yok etmeyi bekleyen en büyük tehlike ülfettir,alışkanlıktır. Alışkanlıkla bakmaktır. Diğer tehlike de gaflettir. Gaflet, hissizlikle bakmak, etkilenmeyiş, dikkatini verememektir.
İnsanın en yakınındaki ilahi sanat eseri, kendi hayatıdır. İnsan kendi hayatını dikkatli bir şekilde seyredebiliyorsa, hayat öyküsünün mükemmelliği üzerine salim fikirler yürütebiliyorsa, kendiyle ilgili yeni keşifler yapabiliyorsa yaratılıştaki yerini doldurmuş ve makamına liyakat göstermiş olur.
İç tefekkürden kasıt, bedenimizi tefekkür etmek, hayatımızı tefekkür etmek, nefsimizi tefekkür etmek, geçmişimizi tefekkür etmek.. İçe dönük tefekkürde derinlere inilebilir. Ne kadar detaya inersen o kadar mana devşirirsin.
Tefekkür, hissizliği ve etkilenmeyişi yener. Bizim için sıradan hâle gelmiş harikulade olayları sıradanlığın kafeslerinden kurtarır. Bir ağaca daha dikkatli bakarsak onun tesirleri altında kalırız.