Bin dokuz yüz kırk dörtte, kırk beşte, kırk altıda dedi, ardından da harmanyerindeki zahire çuvallarının yarısını sırtlayıp kimse görmeden,sessizce derelere götürürdük biz saklardık. Üstlerine de farkedilmesin diye çalı çırpı örterdik. Muhtarı yanlarına alır, dere tepe demeden, jandarmalar her yeri gezerdi çünkü. İşte harman vakti koltuklarının altında kara kaplı bir defterle böyle gelir, elimizde avucumuzda ne varsa yarısını alıp götürürdü bu jandarmalar.