Her şeyi yapmak isteyen bir ruh hiç bir şey yapmak istemeyen bir bedene hapsolmuş. Dünyaca ünlü bir rock yıldızı, bir yüzme olimpiyat şampiyonu, evli ve eşi ile hayallerindeki pub'ı işleten biri ve hayatını çevreyi korumaya adayan bir çevreci hepsi olmak istiyorum ve daha fazlası ama aynı zamanda istemiyor ve karar da veremiyor. O bu şekilde beklerken fırsatlar kaçıyor ve çevresine zarar verdiği düşüncesi ile daha da kabuğuna çekiliyor. Ta ki gece yarısı kütüphanesine gidip tüm olasılıklar dan ve pişmanlıklar dan arınana kadar geçen mutsuz vur hayat. Kitabı aslında büyük bir beklenti ile okumaya başlamıştım ama beklediğimden daha ortalama bir eser. Gidişatın ve sonucun kolayca tahmin edilebildiği ve yazarın aktarmak istediği felsefenin en başlar dan kolayca anlaşılabilir olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen okuması keyif vericiydi bir bilimkurgu filmi izliyormuş gibi bir hissiyat veriyor. İnsan okuduğu her kitapta biraz kendini görür veya bunu ister açıkçası ilk bölümlerde kendimden bir parçayı bulamadım bu durum biraz canımı sıktı. Çünkü karakterin (Nora'nın) hayatı boyunca önüne bir sürü fırsat çıkmıştı çevresinde onu destekleyen insanlarda vardı ama kendi hayatımın böyle olduğunu düşünmüyorum bende bir çok şey yapmak bir çok şey deneyimlemek istiyorum ama Nora'nın aksine ben hayatta vu kadar desteklenen ve fırsatlara sahip biri değilim bu yüzden bir çok şeyden mahrum kalıyorum. Yine de kitabın bunun üzerine düşünmemi sağlaması hoşuma gitti. Kitabın sonlarına doğru kitabı daha çok sevdim çünkü artık düşünsel felsefi yönü gerçekten ilgi çekiciydi özellikle incir ağacı metaforu ile özdeşletirince çok daha iyi anladım ve bu hoşuma gitti. Kitabı okumak isteyenler keyifle okuyabilir.