İnsanları tanımak için çok soru sormamayı öğrendim. Cümle arasında kullandıkları basit kelimelerle bile, birini kendi anlattığından daha iyi tanıyabiliyoruz. Basit demişken, basit gördüğümüz insanlar çok basit olmayabiliyormuş, insan baya geniş bi tanım, çeşit çeşit varlar. Hiçbir koşulda, hiçbir şeye bağlanmamam gerektiğini; hayat bana ne getirirse, ondan ihtiyacım olduğu kadarını almayı ve üstünü bırakmayı öğrendim. Fazlasında gözüm yok, fazlası zarar.Bazı şeylerden tam olarak vazgeçmemeyi ama avucuma alıp sıkmaktansa, isterse gidecek kapı aralığını bırakmayı öğrendim.
Duygular komplike şeylerdir ve ben mümkün olduğunca dünyamda herhangi bir duygunun karşılığını bulundurmamayı da öğrendim. Karşı taraftan beklediğim bir olay olmayınca, hislerimi anlamayacak birine aktarıp değersizleştirmek istemiyorum.
Her sabah yatağımı toplarken kafamı da toplamayı, çantamı boşaltırken duygularıma da el atmayı öğrendim. Beni değil, içimdekileri yıktıklarını ve iki içten ruhun birbirine bakan kırılgan ama dirençli iki ayna olduklarını öğrendim. İnsanın her koşulda, bir şekilde hayatta kalmaya kalmaya programlı bi canlı olduğunu; o, onsuz yaşayamam olaylarının palavralığını öğrendim. bir yüzü ittir insanın. Çevremi minimum tutmayı ve çoğu şeyi ciddiye alarak konuşmamayı öğrendim. İnsan ne olmadığını kendine anlatınca, ne olduğunu farkediyor. Hiç birimiz ciddiye alınacak potansiyele sahip değiliz. Bu hayata bağlı olmadığımı, hayatın bana ince bi iple bağlı olduğunu ve istediğim zaman, istediğim yerde o ipi koparabileceğimi öğrendim.Yaşadığım şu zaman dilimi içinde, burasının dünya olduğunu ve bu kadar olduğunu öğrendim.Gün gelir öğrendiklerimi çıkarırsam aklımdan, her şeyin lafta olduğunu kendime tekrar kanıtlamış olurum.
A.Karacay