Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Psikoterapist Susie Orbach yiyeceklerle ilişkimize dair klasik eser olan Fat is a Feminist adlı kitabında kadın bedeninin bir nesne olarak metalaştırılmasına ve bizzat kadınların da bu görüşü benimsemeye nasıl teşvik edildiklerine dikkat çeker. Yemek, sağlık, diyet ve güzellik endüstrileri tarafından bizlere vücudumuzun sürekli gelişme ve güzelleşme ihtiyacında olduğu ve onu daha hafif, parlak, canlı ve daha çekici kılmanın elimizde olduğu anlatılır.
Bu yolla kadınlar kendi vücutlarına yabancılaştırılırlar; vücutlarına ve ihtiyaçlarını güvenemez hale gelirler, hatta ondan nefret etmeye başlayabilirler. İster bedende hissedilen duygusal, isterse (açlık gibi) fizyolojik kökenli olsun, arzular şüpheli hale gelir. Bedenlerin kontrol edilmesi gerektiği söylenir. Bu tehlikeli bir mesajdır, kontrol bir süreç içerisinde işler: Bedeni çokça kontrol etmeye çalıştığımızda işler rayından çıkabilir. Orbach ve meslektaşlarının işaret ettiği üzere bir süredir erkeklerde aynı nesneleştirmenin kurbanı haline geldiler; öteden beri ince bele ve "kusursuz" göğüslere özenen kadınlar gibi (ancak kusursuzluk modaya göre değişen bir standarda göredir ve bu da onu ulaşılması ve sürdürülmesi olanaksız kılar) erkeklerde biçimli karın, mükemmel göğüs kaslarını ihtiyaç duyar oldular.
Dünyanın dört bir yanındaki ulusal sanat galerilerinde tasvir edildiği gibi, geçmişte vücutların çok farklı biçimlerde olabileceğini dair genel bir kabul vardı. Ancak bugünlerde "ideal" vücut imajı her cinsiyet için belli bir biçime indirgenmiş durumdadır: uzun ince ama büyük gögüslü kadın ve keskin hatlı, baklava karınla erkek. Bu basmakalıp görünüş bugün yerel kültürlere ve kişinin fiziksel özelliklerine
meydan okuyan biçimde New York'tan Pekin'e her yerde temsil ediliyor.
1995'te televizyon Fiji'nin