Merkezi iktidarın yetkileri arttıkça onu temsil eden memurların sayısı da artıyor. Memurlar her bir ulus içinde ayrı bir ulus haline geliyorlar ve hükümet de istikrarını onlara emanet ettiğinden giderek aristokrasinin yerini alıyorlar. Avrupa’nın hemen her noktasında egemen iki yolla tahakküm kuruyor: Yurttaşların bir kısmını kendi memurlarından duyulan kaygıyla, diğer bir kısmını da memur olabilme umuduyla yönlendiriyor.
Romantik aşkta öz varlık kesinlikle kayıptır. Benlik neredeyse yoktur. O, sevilen nesnenin içinde erimiştir. Ne var ki, bu tümüyle duygusal teslim olmanın kökleri, kaçındığımız bilinçaltı eğilimlerin karanlık toprağı altında yatar. Romantik aşkın psikolojik analizi, Freud'un şu söylemini onaylar: idealleştirdiğimiz şeylerin nefret ettiğimiz eğilimlerle yakından ilişkisi vardır.
Aşkın azalması başlangıçtaki evrelerin tekrarlanmasıyla başlar, yalnızca sıralaması tersinedir. Nesneye karşı yine kızgınlık ve kin, yine tarifsiz bir nefrete dönüşebilecek bir garez vardır. Kaybolmakta olan aşk, kayıtsızlıktan çok nefrete yakındır ve aşkın bilinçdışı başlangıcı olan nefret, aşkın bitişinde de belirir. Nesneye duyulan duygusal bağımlılığa karşı başkaldırı yenilenir. Aşkın içinde bile gizemli düşmanlık akımları vardı, ama onlar güneşi birkaç dakikalığına karartan bulutlar gibi hızla geçiyordu. Ama şimdi tüm ufuk, sanki fırtına öncesi gibi yeniden kararmış görünmektedir. Yine kişi, nesneyi aşağılama ve küçümseme girişimleri gözlemleyebilir, ama bu girişim şimdi başarılı olmuştur.