• Bugün ilginç bir tablet parçası bulunmuş. Ben meraklı, hemen
    ne olduğunu sorup soruşturmaya başladım. Tanrıça İştar için yazılmış bir şiire aitmiş. Hemen "Aaa Hititler de şiir mi yazıyormuş?"
    dedim. Annem gülerek, "Şarkı söylediklerini biliyorsun, onlar şiirden olmuyor mu?" dedi. Doğru ya! Bazen ben de ne aptal oluyorum. Hemen anneme "Eğer bu şiirin çiviyazısından çevirisi yapılmışsa, ben onu defterime geçirmek istiyorum" dedim. Annem ona
    ait yazıyı bulup bana verdi ve "Bundan yazabilirsin" dedi. Şiiri satır satır değil de, ondan anladıklarımı yazacağım buraya. Onda yazılanlara göre İştar'ın iyileri ve kötüleri denetleyen bayan yardımcıları varmış. İştar beğendiği ve sevdiği aileleri korusun diye Ninatta, Kulitta, Şintal-irti ve Hamarazunna adlı meleklerini onlara gönderirmiş. Bu aileler işlerini gülerek ve neşe içinde yaparlarmış.
    Genç gelinler uyum içinde kumaş dokurlar, genç erkekler de kavgasız gürültüsüz tarlalarını sürermiş. Bu yüzden severmiş İştar onıarı. Bu Tanrıçanın sevmediği, beğenmediği kimselere de Ali, Halzari, Taruvi ve Şinanda-dukami adındaki melekler gider, onları düzene sokmaya çalışırmış. Çünkü onlar ev işlerini inleyerek, sızlanarak yapıyorlar. Gelinler birbirlerinin başını yolup uyum içinde kumaş dokumuyorlar, erkek kardeşler birbirine düşman, kavga etmekten tarlaları süremiyorlarmış. İştar'ın sevip sevmediği kimseleri bugün biz de beğenip beğenmeyiz, değil mi defterim?
  • 266 syf.
    ·Puan vermedi
    huxley dostum beni kandıramazsın.

    distopya dediğimizde aklımıza orwell gelir ve herkes bilir ki huxley orwell ın üniden hocasıdır.

    ve ben de derim ki boynuz kulağı geçmiş.

    distopya say lan eee

    1984
    evet başka
    eeee
    hayvan çiftliği
    tamam devam
    eeee şey evet cesur yeni dünya ve fahrenayt
    aferin.

    deee;

    şimdi bu kitap gözü kapalı sayılır distopya adını duyup bu tarz okuyanlar konusu olduğunda mutlaka bu ismi yineler "cesur yeni dünya" tamam

    daaaa;

    kitabı okuduğumda birincisi 5/3 ünü geçene kadar yakalayamadım. yakalayan yalancı porsuktur zaten. birincisi ana karakter yok aaa şu diyorsun olay onsdan kopuyor adı bile anılmıyor hah bu diyorsun selam verip giden sıradan biri oluyor buldum diyorsun bu da yan karakter arada bir ismi geçiyor bak winston smith'e öyle mi binaya bi girdi bir de kitabın sonnunda i love bb dedi.

    bu kitapta beni en çok yoran karakter örgüsü karakter belirsizliği oldu. evet distopya olarak düşünülen kurgulanan olaylar süperdi gerçekten müthiş diyebilirm ama elimi uzattığımda kimin omzuna dokunmam gerektiğini bir türlü söylemedi huxley.

    çok dağıttı sonra hiç beklemediğim bir yere topladı
    ters köşe olmadım olay o değil saçma bir yere topladı.

    yere göğe sığdıramayan varsa da kusura bakmasın. çünkü zaten bizler bazı şeyleri biz istediğimiz için toplum öngördüğü için yaşaarız o yüzdendir ki bu kitabı arşa çıkarmak bence toplum psikolojisi bi fahrenayt değil bi 1984 değil tabi okunur mu kesinlikle okunur.

    okunmalı.
  • Lahana gibi yaşayacak değilim heralde..
    Her günümü kapuska kıvamında geçirememki tabii..
    Ben kendimi severim arkadaş..
    Bu hayatın tam ortasına kendimi yakıştırıyorum..
    Kendini sevmekle başlar yaşam..
    Önce kendini sev ,kendini mutlu et, bak her bir yanın bahar olacak ,bana güven..
    - Kaç şeker istersin..
    - Nereye gidelim..
    - Nasıl tercih edersin..
    - İster misin'lere FARK ETMEZ deme...
    "İki buçuk şeker istiyorum ama şeker büyükse iki olur.. aaa toz şeker mi, o zaman dur ben ayarlarım" de...
    De ve nasıl zevk alacaksan, nasıl hoşuna gidecekse, nasıl tadına varacaksan öyle iç çayını kahveni..
    Kurtul şu FARKETMEZ zırvalığından..
    Aşkına "Beni artık eskisi gibi sevmiyorsun, bana şunu dedin, bana bunu yaptın, eskiden şöyle olmuştu.. vırvırrr.. zırzırrr.." deme..
    "Beni daha çok sev istiyorum.." de..
    "Bana daha çok sarıl istiyorum.." de..
    Eskileri geviş getirip getirip yemeyi bırak..
    Yeni ve sıcacık lezzetli menüler seç hayatına..
    Yemek gibi düşün işte..
    Yaşandı ,bitti ,gitti..
    Vitamini alındı, posası atıldı..
    Yeni öğünlere bak, ruhunu aç bırakma..
    Bol bol sevgi, ilgi, gülümseme sipariş et kendine...
    Hayat kısa kuşlar uçuyorsa ,
    insanoğlu da sevebiliyor,
    unutma .....
  • 208 syf.
    ·5/10
    Bugün sizlere kişisel gelişim kitabı yorumu ile geldim. Çıktığı zamanlar çok meşhur olan bir kitap olmuş. Ben yazarını biliyordum ama kitaplarını hiç okumamıştım. Yazarımızın bu kitapta hayatınız da olan ya da olabilecek olayları göz önüne alıp kısa kısa bilgilendirme veyahikaye denilecek şekilde yazılar ele almış.
    ...
    Okurken bazen aaa bu bende de olmuştu ya da oluyor dediğiniz olabilir. Konuların gerçekten hayattan alındığının kanıtı da budur genelde kitapta. Her yazının sonunda 'Duralım Ve Düşünelim' kısımları mevcut. Bu kısımlarda küçük küçük sözlere yer vererek sizi düşünmeye teşvik etmiş. Farklı bir hava katmış kitaba. :)
  • Şimdi biraz da biz bize dertleşelim mi? Aramızda kalsın ama sevgili anneler, o çocuğun boğazına tıkıştırdığımız her lokma aslında bizim açlığımız. Oyuncak almak için aradığımız türlü bahaneler bizim mutlu olma çabamız. Çocuğumuzun yeterince aktivitesi olmadığına dair derin inancımız bizim kendimizi oyalama yarışımız. Onun okul başarısı bizi iyi anne yapacak sanıyoruz. O toplum içinde sorun çıkarmadığı sürece biz mükemmel anneyi oynuyoruz. Eğer uygunsuz bir davranışı olursa “mutlaka bunu bir başka çocuktan öğrenmiştir” diye düşünüyoruz. “Aaa hiç böyle yapmazdı” diye kurduğumuz her cümleyle kendimizden kaçıyoruz. Çünkü biz kendi kaygılarımızı ve kafa karışıklıklarımızı çocuk üzerinden çözmeyi daha kolay buluyoruz. Oysa kendimizle, kadınlığımızla, anneliğimizle barışmadıkça sorunlar büyüyor. Çocuklarımızı birbiriyle kıyaslamayı bırakmadıkça, onların kusurlarını kapatmaya çalışmaktan vazgeçmedikçe, annelik sezgilerimize yabancı kalmaya devam ettikçe mutsuz annelerin ve memnuniyetsiz çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Size; tek yapmamız gereken şu, diyemeyeceğim için üzgünüm çünkü ben de bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki o da size kendinizi suçlu ve yetersiz hissettiren tüm seslere kulaklarınızı tıkayıp, anneliğinize güvenin. Dilerim ki bu size de iyi gelir!
  • 632 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bu yazıyı kitaplığında bu kitabı bulunduran ama hâlâ okumamak için bahanelere sığınanlara yazıyorum !
    * Uff ! Okurum diye aldım ama sanki kalın bir kitap daha sonra okurum, yarın okurum ; Aaa, dur bu kitabı da okuyayım sonra Oblomov'u okuyacağım söz ...
    >> Yok arkadaşlar kitabı okuyunca anlayacaksınız ki kelimenin tam anlamıyla bir Oblomovsunuz ve uyanmak için, düşünmek için, sorgulamak için kalkın okuyun. Her neyse bu kadar girizgâh kısmı yeter kitabımıza yoğunlaşalım.

    ###Gonçarov bu kitabı uyuyan Rus toplumunu eleştirmek, uyudukları yataklarında onları silkmek ve kendilerine getirmek için yazmış. Öyle bir karakter yaratmış ki dönemin Rusyasından bol miktarda mevcut zaten. Kitaba başladım ve ilk 50 sayfa boyunca Oblomov'un yatağından doğrulmasını okudum haliyle şok geçirdim ve yok artık daha neler dedim :) Ancak ilerleyen bölümlerde konunun özüne dahil oluyorsunuz. Karakterin bu miskin halinin aslında dönem insanlarına, kendisinin ve diğer çocukların yetiştirilme tarzına bir tepki hali olduğunu fark ediyorsunuz. Özellikle " Oblomov'un Rüyası" bölümü tamamen dönemin toplum düzenine bir eleştiri ve kahramanımızın uyuşuk halinin sebebi. Hiçbir iş yapmayan, hayata dair bir amaç edinmemiş, etrafında hizmetçiler ile dolaşan, sürekli işlerini erteleyen, birbirini seviyor görünüp arkadan türlü dedikodular çeviren, sadece o anı düşünüp gelecek kaygısı duymayan bir topluma eleştiri...Gonçarov'un bu romanı bu düzene karşı bir uyanış çağrısıdır ki yazıldığı dönem büyük kitlelere ulaşmış bir romandır.

    ## Karakterlere gelince hepsi çok güzel ruhsal ve fiziksel betimlemeler ile ince işlenmiş bir kurgu, sürükleyici bir olay örgüsüyle bir araya getirilmiş. Karakterleri ayrı ayrı çok sevecek hepsinde kendinizden bir parça mutlaka bulacaksınızdır. Bana göre Oblomov karakteri katıksız iyi niyeti, doğruluğu,iç güzelliği yansıtıyordu. Zaten eylemsizliği aslında bir eylemsel tepki. Son sayfada da dediği gibi: " Zekâca kimseden aşağı değildi. Tertemiz, billur gibi bir ruhu vardı. Asil heyecanları olan bir insandı." Tabi bu karakterin yaşadığı aşkı ve sonrasında gelişen olayları da okuyoruz o kısımlarda da altı çizilecek yorumlanacak çok yer var. Ancak ben kitapta Olga karakterine sanırım çok ısınamadım.Oblomov'a duyduğu sevgi bana ilk başlardan bile inandırıcı gelmedi zira Ştolts karakterinin takdirini kazanmak için Oblomov'u bulunduğu durumdan kurtarmayı yeni bir insan yaratmayı kendine amaç edinmiş sonrasında ikili arasında yaşanan şeyin biri gerçek aşk öteki ise aşkın umudu .Oblomovdan ideal bir adam yaratmaya çalışıyor ve bu tasarıya aşık oluyor. Ştolts karakteri ise yarı Rus yarı Alman bir karakter ve kitapta bana göre yazarın görmek istediği insan tipini simgeliyor. Çalışmayı seven, amacı olan, sürekli yeni hedefleri olan; azimli,akıllı bir karakter ki kitabın sonunda güzel bir aşk, mutlu bir hayat ile ödüllendiriliyor. Karakter olarak da arkadaşıyla olan ilişkisiyle de sevdiğim bir karakter oldu.

    >> Sözü çok da uzatmadan ciddi anlamda güzel okunan bir kitapdı üzerinde düşünecek konuşacak kendinize pay çıkarabileceğiniz çok nokta vardı bu yüzden de daha fazla geçiktirmeden okumaya başlayın . Herkese keyifli okumalar