Daha doğrusu, karısının kendisini bulduğunu, dünyanın karşısına çıkarken üstümüze bir giysi gibi giydirdiği yapay benliğini günbegün bir kenara ittiğini göremiyordu.
Zorunlukların boyunduruğundan kurtulup ileri doğru attığı her adım onu güçlendiriyor, bir birey olarak geliştiriyordu. Çevresine kendi gözüyle bakmaya, hayatın derinden akan gizlerini görmeye, kavramaya başlamıştı. Ruhu onu çağırırken, "başkalarının fikirleriyle yaşamakla" yetinmeyecekti artık.