Okumak ve koşmak, benim için tutku ve özgürlüğün buluştuğu iki yol. Okumak zihnimi yeni dünyalara açarken, koşmak okuduklarımı içselleştirdiğim bir meditasyon. Her adımda tutku, her satırda yeni bir keşif.
İstanbul' daki hayatım o kadar uzaktaydı ki artık, bir dürbünün ters yanından bakıyormuşum gibi minicik kalmıştı. Mardin ' de zaman ters akıyor, mekan ise bütün hücrelerime sızıyordu.
Melek yüzlü ama şeytan gönüllü kadınlar görmeye alıştım artık ben, güzel kadın gördüm mü aklıma kötülük gelmesi bundandır. Gökdelenlerin, plazaların, modern işyerlerinin, alışveriş merkezlerindeki uluslararası lüks markaların, yabancı isimli lokantaların yüksek topuklu kadınları bunlar. Sıkı içki içen, her cümlenin yarısını Amerikan aksanıyla İngilizce söyleyen, iyi eğitimli, mis gibi kokan kadınlar; bakire olmayı ya da ilk deneyimi kiminle yaptığını zerre kadar umursamayan kadınlar.
Bu şehir benim şehrim değil artık. Binlerce yıllık taş binaların üstüne çıkılmış, yanına eklenmiş briket bölümler, deşilmiş bağırsaklar gibi görünen karmakarışık elektrik, telefon telleri; karanlığın örttüğü çirkinlikler.