Eskiden kimliğimizi kaybettiğimizde yeni kimlik kartı çıkarabilmek için gazeteye ilan verme şartı vardı. Şöyle bir şablon cümle yer alırdı o ilanda. "Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür." Kimliğini kaybetmekle hükümsüz olan bizzat insanın kendisidir. İki yüz yılda kültürel kodları dönüştürüldü Türk insanının, dünyaya hükmederken hükümsüz kılındı. Değişim ağır ağır olduğu ve değişimden doğan sancılar basın ve sanat narkozuyla uyuşturulduğu için durumun vehameti tam olarak hissedilemedi. Mehmet Akif Ersoy, Ömer Seyfettin, Yahya Kemal, Kemal Tahir, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Atilla İlhan gibi yerli edebiyatçılar eserleriyle kimlik hırsızlığına isyan edip hakikate ayna tutmaya çalışsalar da sel o kadar azgındı ki kaybettikleri kazandıklarından çok oldu. "Türk aydını Türk değildir" diye haykırsa da Atilla İlhan, sele kapılanlar sonunda mankurtlaşmaktan kurtulamadılar. Okçu Duası bu yüzden İstanbul'un fethini, Çanakkale destanını ve Filistin'i hatırlatmayı gerektiriyor. Sıçramak isteyen herkes biraz geriye gitmek zorundadır. Kurumuş tulumbaya dökülen bir tas su hükmündedir bu ebedi hatıralar. Kurumuş dudaklar Ahmed Yesevi, Mevlana ve Hacı Bayram Veli diyecek ki okçu duası kaynaklar taşırıp Anadolu'ya yeniden can suyu olsun. Kültürümüzün mihenk noktaları seferimizin hareket noktalarıdır. İman ve hikmetin gereğidir hazinelerimizi hatırlamak. Erenlerimiz fatihlerimizdir.
(Söyleşi: Eray Sarıçam, A. Ali Ural, Okçu Duası kitabı hakkında)