On beş yaşımdaydım ve her şeyi yapabileceğime inanıyordum. Hayallerimin bana bir ömür boyu yetebileceğini ve bu arada bedenimin ağzımdan çıkan sözlerin etrafında da bir kalkan oluşturarak zarar görmemi engelleyeceğini düşünüyordum.
Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dam vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti.
Kayra, bir gün bana "Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun" demişti. "Ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan haberi olmayan bütün gerizekalılar gibi. Ölmesine çeyrek kalmış, herkesi yaşadığına pişman etmeye çalışan, sağlıklı oldukları için suçluluk duymalarını isteyen hastalıklı, yaşlı bir kadın gibisin." O an çok sinirlenmiştim. Ama haklıydı. Ben hiçbir şey yapmıyordum.
Yollar kalabalıklaştı. Binaların boyu uzadı. Pantalonluların sayısı çoğaldı. Hiçbir şey modernleşmenin önünde duramıyordu. Ilkellik yakında hepimiz için güzel bir anı olacak. Çok özleyeceğiz onu.