“Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam bir şey yapmakta kullanmış oluruz. Ben ne diye bu işi yapmıyorum diyeceksin! Demin söyledim ya, müthiş bir gevşeklik içindeyim. Üşeniyorum. Atalet kanunu icabı sürüklenip gidiyorum.”
Bir gezintide, “Baba, en güçlü insanlar zenginlerdir, değil mi?” diye sordu. “Evet, İlyuşa,” dedim, “onlardan güçlüsü yok.” “Baba, ben hem zengin, hem subay olacağım; hepsini kasıp kavuracağım. Çar da bana ödüller verecek,” dedi. “O zaman kimse bir şey yapamaz bize...” Biraz sustuktan sonra, gene dudakları titreyerek, “Ne kötü şehir bu baba!” diye ekledi. “Evet İlyuşa, pek de iyi bir şehir sayılmaz,” diye karşılık verdim. “Başka, iyi, bizi kimsenin bilmediği bir şehre taşınalım baba!” dedi. “Hay hay, gidelim İlyuşa,” dedim.